Carplay Desteklemeyen Araç Teybine Sonradan Carplay Eklenebilir mi ?

Homologasyon ve standartlar elbette önemli. Ancak burada bence gözden kaçan nokta şu: Eski araçların büyük bölümünde günümüz güvenlik ve ergonomi standartlarına uygun multimedya sistemleri fabrika çıkışı olarak zaten bulunmuyor. Bu durumda "orijinal ekipman dışında hiçbir şey kullanılamaz" yaklaşımı, fiilen eski araç sahiplerinin navigasyon, CarPlay veya modern bağlantı özelliklerinden yararlanamaması sonucunu doğuruyor.

Yani tartıştığım nokta güvenlik değil; güvenli şekilde yapılmış uygulamalar ile gerçekten risk oluşturan uygulamalar arasında bir ayrım yapılmaması.
Konuyu bu durumda goruntu ve ses sistemleri diye ikiye ayirmamiz lazim. Navigasyon da bir goruntuleme araci temel olarak. Goruntu sistemi, torpidonun üstüne tasmadigi sürece zaten sikinti cikmaz. Ama gidip de 1000W subwoofer ve anfi koyarsaniz bunun da aciklanabilecek bir noktasi yoktur.

Peki o zaman soyle bir soru sorayim. Siz sahada bu kontrolu yapmakla gorevli bir gorevlisiniz ve bahsettiginiz uygulamanin guvenli bir sekilde yapilip yapilmadigini nasil karar vereceksiniz?

Mesela size soyle bir ornek vereyim. Almanya´da, trafik tescili 01.Ekim.2002 tarihinden sonra olan araciniza dokunmatik ekranli double-DIN bir multimedya sistemi takmak icin her hangi bir sertifikasyona gerek yok. Ancak direkt gorus alanini engellemeyecek, saglam bir sekilde monte edilmis olacak, surus aninda video izlenmesine imkan vermeyecek ve de taktiginiz cihaz E1 sertifikasina sahip olacak.
 
Nasıl ki acil durum fren sistemi de her araçta yoksa, carplay navigasyon gibi bazı özelliklerin de her araçta olmaması gayet olağan. Kendim kullanıp denediğim için biliyorum, yolda giderken android ekrana dokunmak çok tehlikeli olabiliyor. Video oynatması vesaire aynı şekilde. Yasaklanmasını mantıklı buluyorum, kapı cebindeki su şişesinin sesi bile dikkat dağıtıcı olabiliyorken yolda giderken youtube açıp, reklam geçip, video seçmek kat kat daha tehlikeli. Denildiği gibi standartlara uygun olsa kabul edilebilir. Ama çeşit çok, iyisi çok, kötüsü çok.
Ama burada komple bir yasak koymak çifte standart yaratır. Aracın orijinalinde navigasyon yoksa sonradan takamazsın şeklinde bir yasak olursa bu ekonomik durumu olmayan insanların navigasyon kullanmaya hakkı yoktur sonucunu çıkarır. Bu sefer sürücü elinde telefon ile adres arar daha çok kazaya davetiye çıkarırsın. Eğer bu ürünlerin satışına izin verip vergisini alıyorsan o zaman böyle bir yasak koymak yerine satılan ürünleri standarda sokacasın.
 
Konuyu bu durumda goruntu ve ses sistemleri diye ikiye ayirmamiz lazim. Navigasyon da bir goruntuleme araci temel olarak. Goruntu sistemi, torpidonun üstüne tasmadigi sürece zaten sikinti cikmaz. Ama gidip de 1000W subwoofer ve anfi koyarsaniz bunun da aciklanabilecek bir noktasi yoktur.

Peki o zaman soyle bir soru sorayim. Siz sahada bu kontrolu yapmakla gorevli bir gorevlisiniz ve bahsettiginiz uygulamanin guvenli bir sekilde yapilip yapilmadigini nasil karar vereceksiniz?

Mesela size soyle bir ornek vereyim. Almanya´da, trafik tescili 01.Ekim.2002 tarihinden sonra olan araciniza dokunmatik ekranli double-DIN bir multimedya sistemi takmak icin her hangi bir sertifikasyona gerek yok. Ancak direkt gorus alanini engellemeyecek, saglam bir sekilde monte edilmis olacak, surus aninda video izlenmesine imkan vermeyecek ve de taktiginiz cihaz E1 sertifikasina sahip olacak.
Açıkçası sahada kontrol yapmakla görevli olsam önceliği gerçekten trafik güvenliğini doğrudan etkileyen konulara verirdim.

Örneğin bozuk far ayarları, sonradan takılmış ve standartlara uygun olmayan LED/Xenon sistemleri veya karşıdan gelen sürücünün görüşünü ciddi şekilde bozan aydınlatmalar bana göre çok daha önemli bir konu. Günümüzde özellikle beyaz LED farların önemli bir kısmı standart dışı kullanılıyor ve hem karşı yönden gelen sürücüler hem de arkadan gelen araçlar açısından ciddi rahatsızlık yaratıyor. Bazı durumlarda geçici körlük hissi oluşturacak seviyeye ulaşıyor. Şahsen benim trafikte en çok rahatsız olduğum konu bu. Dikiz aynasını karartıp durumu idare ediyorum ama yan aynalarda karartma olmadığı için bazen sol taraftaki cama elimi koymak zorunda kalıyorum, o kadar rahatsız oluyorum.

Subwoofer ve amfi kullanımı neden problem olarak görülsün ki? İyi bir ses sistemi için ikisi de oldukça yaygın kullanılan bileşenlerdir. Amfi, hoparlörlerin daha kontrollü ve verimli çalışmasını sağlar; subwoofer ise düşük frekansların doğru şekilde üretilmesi için kullanılır. Hatta birçok sistemde hoparlörlerin zorlanmaması ve frekansların daha doğru dağıtılması açısından da avantaj sağlar.

Kaliteli ve güvenli şekilde yapılmış bir tesisatın sürüş güvenliğini nasıl tehlikeye soktuğunu açıkçası anlayamıyorum. Elbette kamuyu rahatsız edecek derecede yüksek ses kullanımı söz konusuysa buna ceza uygulanabilir. Ancak burada sorun ekipmanın kendisi değil, kullanım şeklidir.

Bir araçta 1000W ses sistemi bulunması ile sürücünün çevreyi rahatsız edecek şekilde müzik dinlemesi arasında doğrudan bir ilişki kuramıyorum. Aynı mantıkla 300 beygirlik bir aracın varlığı da sürücünün sürekli hız sınırlarını ihlal ettiği anlamına gelmez. Bana göre denetlenmesi gereken şey ekipmanın kendisi değil, ortaya çıkan sonuçtur.

İyi yalıtılmış bir araçta ve makul ses seviyelerinde kullanıldığında dışarıya neredeyse hiç ses gitmeyebiliyor. Bu nedenle ben değerlendirme kriterinin sistemin gücü veya kullanılan ekipman değil, ortaya çıkan etkisi olması gerektiğini düşünüyorum.
 
Açıkçası sahada kontrol yapmakla görevli olsam önceliği gerçekten trafik güvenliğini doğrudan etkileyen konulara verirdim.

Örneğin bozuk far ayarları, sonradan takılmış ve standartlara uygun olmayan LED/Xenon sistemleri veya karşıdan gelen sürücünün görüşünü ciddi şekilde bozan aydınlatmalar bana göre çok daha önemli bir konu. Günümüzde özellikle beyaz LED farların önemli bir kısmı standart dışı kullanılıyor ve hem karşı yönden gelen sürücüler hem de arkadan gelen araçlar açısından ciddi rahatsızlık yaratıyor. Bazı durumlarda geçici körlük hissi oluşturacak seviyeye ulaşıyor. Şahsen benim trafikte en çok rahatsız olduğum konu bu. Dikiz aynasını karartıp durumu idare ediyorum ama yan aynalarda karartma olmadığı için bazen sol taraftaki cama elimi koymak zorunda kalıyorum, o kadar rahatsız oluyorum.

Subwoofer ve amfi kullanımı neden problem olarak görülsün ki? İyi bir ses sistemi için ikisi de oldukça yaygın kullanılan bileşenlerdir. Amfi, hoparlörlerin daha kontrollü ve verimli çalışmasını sağlar; subwoofer ise düşük frekansların doğru şekilde üretilmesi için kullanılır. Hatta birçok sistemde hoparlörlerin zorlanmaması ve frekansların daha doğru dağıtılması açısından da avantaj sağlar.

Kaliteli ve güvenli şekilde yapılmış bir tesisatın sürüş güvenliğini nasıl tehlikeye soktuğunu açıkçası anlayamıyorum. Elbette kamuyu rahatsız edecek derecede yüksek ses kullanımı söz konusuysa buna ceza uygulanabilir. Ancak burada sorun ekipmanın kendisi değil, kullanım şeklidir.

Bir araçta 1000W ses sistemi bulunması ile sürücünün çevreyi rahatsız edecek şekilde müzik dinlemesi arasında doğrudan bir ilişki kuramıyorum. Aynı mantıkla 300 beygirlik bir aracın varlığı da sürücünün sürekli hız sınırlarını ihlal ettiği anlamına gelmez. Bana göre denetlenmesi gereken şey ekipmanın kendisi değil, ortaya çıkan sonuçtur.

İyi yalıtılmış bir araçta ve makul ses seviyelerinde kullanıldığında dışarıya neredeyse hiç ses gitmeyebiliyor. Bu nedenle ben değerlendirme kriterinin sistemin gücü veya kullanılan ekipman değil, ortaya çıkan etkisi olması gerektiğini düşünüyorum.
Bir soru sordum ama bakin siz dahi savundugunuz seyi destekleyecek sekilde cevap veremiyorsunuz. Sorum gayet acik ve net. Sahada bu gorus alani testini nasil yapacaksiniz?

Bakin acik ve net soyluyorum, 20 yildir otomotiv ana sanayisinin gelistirme departmaninda calisan bir muhendis olarak, bu gorus analizi testini TUVTurk muayenesi sirasinda dahi yapamazsiniz, birakin sahada yapmayi.

300 beygirlik arac kullanan surucunun hiz sinirini ihlal ettigini belirlemek icin polise bile gerek zaten. Direkt sabit radarlar bu tespiti yapabiliyor. Yani sahada tespit kolaylikla yapilabiliyor.

Bahsettiginiz aydinlatma testleri ve bozuk far ayarlari muayenede ortalama 5 dakika kadar bir surede tamamlanabiliyor. Ayrica polis ekipleri de standart disi isik kullanimini denetleyebiliyor ve 2025´te 26.822 kisiye bu konuda cezai islem uygulamislar.

Sizin mantiginizla olaya yaklasirsak o zaman bir kisi kullanmadigi ve satmadigi surece elinde 1 kg uyusturucu madde tasima ozgurlugune sahip olmali ya da herkes rahatlikla tam otomatik silah edinip bunu tasiyabilmeli. Sonucta bunlari tasimak ve bulundurmak bunlari kullanmak ve satma amacli olmak zorunda degil. Belki de kisi bunlari sadece tasimayi ve karsisina koyup izlemeyi seviyor olabilir. Haksiz miyim?

Ortalama bir arac ses izolasyonu 3-15 dB arasidir. 1000W bir anfi 90-105 dB ses uretir. Ambulasin, itfaiye gibi araclarda kulllanilan sirenler 120 dB´dir. Orjinal bir binek arac kornasi 90-115 dB guc uretir ve ECE-R28´e gore aracin 7 metre onunde minimum 87 dB olmalidir. Yamaha, Denon gibi markalarin AVR`leri 1000W guce sahip degil ve 30 metrekare odada yani 75 metrekup hacimde o sesi acarsaniz komsular ile papaz olursunuz. Ortalama bir binek arac 10 ila 15 metrekup hacme sahip. Bu rakamlari neden verdigime gelecek olursak. Siz aracinizda cevreyi rahatsiz etmeyecek seviyede ses acsaniz dahi disaridaki sesleri duyamaz halde olacaksiniz ve de korna ve sirenleri duyamayacaginiz icin de surus guvenligini tehlikeye atiyor olacaksiniz. Kaldi ki tekrar soyluyorum, sizin gibi 10 tane duzgun kullanan kullaniciya karsin, 1000 tane uygunsuz kullanici bulmak isten bile degil.

Eski araclara E1 standardinda cihaz gorus alani icinde kalmayacak sekilde montaji yapildiginda zaten bir problem yok. Bu durumda torpidonun icinde kaliyor cihaz, ustune tasmiyor. Gorus analizi testlerinde de zaten orasi kurallara uydugu icin, taktiginiz cihazla gorus alanini ihlal etmiyorsunuz. Sikintili durum cihazin torpidonun ustune tastigi anda basliyor. Bu durumda gorus alani ihlali var mi yok mu diye tespit etmek de imkansiz. Yani cifte standartlik gibi bir durum yok ortada.
 
Son düzenleme:
Bir soru sordum ama bakin siz dahi savundugunuz seyi destekleyecek sekilde cevap veremiyorsunuz. Sorum gayet acik ve net. Sahada bu gorus alani testini nasil yapacaksiniz?

Bakin acik ve net soyluyorum, 20 yildir otomotiv ana sanayisinin gelistirme departmaninda calisan bir muhendis olarak, bu gorus analizi testini TUVTurk muayenesi sirasinda dahi yapamazsiniz, birakin sahada yapmayi.

300 beygirlik arac kullanan surucunun hiz sinirini ihlal ettigini belirlemek icin polise bile gerek zaten. Direkt sabit radarlar bu tespiti yapabiliyor. Yani sahada tespit kolaylikla yapilabiliyor.

Bahsettiginiz aydinlatma testleri ve bozuk far ayarlari muayenede ortalama 5 dakika kadar bir surede tamamlanabiliyor. Ayrica polis ekipleri de standart disi isik kullanimini denetleyebiliyor ve 2025´te 26.822 kisiye bu konuda cezai islem uygulamislar.

Sizin mantiginizla olaya yaklasirsak o zaman bir kisi kullanmadigi ve satmadigi surece elinde 1 kg uyusturucu madde tasima ozgurlugune sahip olmali ya da herkes rahatlikla tam otomatik silah edinip bunu tasiyabilmeli. Sonucta bunlari tasimak ve bulundurmak bunlari kullanmak ve satma amacli olmak zorunda degil. Belki de kisi bunlari sadece tasimayi ve karsisina koyup izlemeyi seviyor olabilir. Haksiz miyim?

Ortalama bir arac ses izolasyonu 3-15 dB arasidir. 1000W bir anfi 90-105 dB ses uretir. Ambulasin, itfaiye gibi araclarda kulllanilan sirenler 120 dB´dir. Orjinal bir binek arac kornasi 90-115 dB guc uretir ve ECE-R28´e gore aracin 7 metre onunde minimum 87 dB olmalidir. Yamaha, Denon gibi markalarin AVR`leri 1000W guce sahip degil ve 30 metrekare odada yani 75 metrekup hacimde o sesi acarsaniz komsular ile papaz olursunuz. Ortalama bir binek arac 10 ila 15 metrekup hacme sahip. Bu rakamlari neden verdigime gelecek olursak. Siz aracinizda cevreyi rahatsiz etmeyecek seviyede ses acsaniz dahi disaridaki sesleri duyamaz halde olacaksiniz ve de korna ve sirenleri duyamayacaginiz icin de surus guvenligini tehlikeye atiyor olacaksiniz. Kaldi ki tekrar soyluyorum, sizin gibi 10 tane duzgun kullanan kullaniciya karsin, 1000 tane uygunsuz kullanici bulmak isten bile degil.

Eski araclara E1 standardinda cihaz gorus alani icinde kalmayacak sekilde montaji yapildiginda zaten bir problem yok. Bu durumda torpidonun icinde kaliyor cihaz, ustune tasmiyor. Gorus analizi testlerinde de zaten orasi kurallara uydugu icin, taktiginiz cihazla gorus alanini ihlal etmiyorsunuz. Sikintili durum cihazin torpidonun ustune tastigi anda basliyor. Bu durumda gorus alani ihlali var mi yok mu diye tespit etmek de imkansiz. Yani cifte standartlik gibi bir durum yok ortada.
Uyuşturucu veya tam otomatik silah örneği çok anlamsız olmuş. Çünkü bunlar başlı başına yasaklı veya sıkı şekilde düzenlenmiş unsurlar. Subwoofer, amfi veya ses sistemi ise yasal ekipmanlardır ve milyonlarca araçta fabrika çıkışlı olarak da bulunurlar.

Ayrıca güçlü bir ses sisteminin varlığı ile sürücünün dış sesleri duyamayacak seviyede müzik dinlediği sonucunu doğrudan çıkaramayız. Aynı mantıkla Mercedes'in Burmester, BMW'nin Bowers & Wilkins veya Audi'nin Bang & Olufsen gibi yüksek güçlü premium ses sistemlerine sahip araçlarının da sürüş güvenliğini tehlikeye attığını söylememiz gerekir.

Bu sistemler de oldukça yüksek ses seviyelerine ulaşabilirler. Ancak hiç kimse sırf güçlü ses sistemine sahip oldukları için trafikte tehlike oluşturduğunu iddia etmiyor. Çünkü burada belirleyici olan sistemin kapasitesi değil, kullanıcının onu nasıl kullandığıdır.

Ayrıca dB değeri yalnızca amfi gücüne bağlı değildir. Hoparlörün hassasiyeti, kullanılan sürücüler, kabin yapısı, frekans aralığı ve ölçüm mesafesi gibi birçok parametre sonucu etkiler. Bu nedenle yalnızca amfi gücüne bakarak belirli bir ses seviyesi çıkarımı yapmak teknik olarak çok doğru bir yaklaşım değildir.

Aracına kaliteli bir ses sistemi kuran her sürücünün yüksek sesle müzik dinleyeceği gibi bir zorunluluk da yoktur. Bu sistemlerin amacı yalnızca daha yüksek ses elde etmek değil, daha düşük distorsiyonla daha kaliteli ve kontrollü ses elde etmektir. Eğer hassasiyet çevreyi rahatsız etmek ise bunu stok bir teyp veya düşük maliyetli bir sistemle de rahatlıkla yapmak mümkündür. Hatta yüksek ses seviyelerinde daha fazla distorsiyon üretecekleri için çevreyi kaliteli kurulmuş bir sistemden daha rahatsız edici hale bile getirebilirler. En azından biri kulağa hoş gelirken diğeri ise kulak tırmalayacaktır.

Bana göre değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi değil, ortaya çıkan etkidir. 1000W gücünde bir sistem çevreyi rahatsız etmeyecek seviyede kullanılabileceği gibi, çok daha düşük güçlü bir sistem de uygunsuz kullanım nedeniyle çevreye ciddi rahatsızlık verebilir.

Görüş alanı konusuna gelirsek, benim itirazım zaten E1 sertifikalı ve görüş alanını ihlal etmeyecek şekilde monte edilmiş sistemlere yönelik değil. Bu durumda ben de herhangi bir problem görmüyorum.

Ancak burada dikkatimi çeken nokta şu: Eğer temel amaç sürüş güvenliğini artırmak ve dikkat dağınıklığını azaltmak ise, günümüzde birçok araçta bulunan ve sürücünün önüne metrelerce uzanan ekran sistemleri de aynı bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Benim sorguladığım nokta tam olarak bu.

Değerlendirme gerçekten ortaya çıkan güvenlik riskine göre mi yapılıyor, yoksa bazı uygulamalar üretici tarafından yapıldığında normal kabul edilip, aynı işlevi gören sonradan eklenmiş sistemler farklı mı değerlendiriliyor ? Çünkü sürüş güvenliği açısından bakıldığında dikkat dağıtıcı unsurun yalnızca ekranın konumu değil, sürücünün ekrana ne kadar süreyle odaklandığı da önemlidir.
togg.jpg


Son olarak, 2006'dan beri araç kullanıyorum hayatımda hiçbir polis far yüzünden beni çevirmedi ve yollarda bu projeksiyon takılmış araçlar cirit atıyor.
 
Uyuşturucu veya tam otomatik silah örneği çok anlamsız olmuş. Çünkü bunlar başlı başına yasaklı veya sıkı şekilde düzenlenmiş unsurlar. Subwoofer, amfi veya ses sistemi ise yasal ekipmanlardır ve milyonlarca araçta fabrika çıkışlı olarak da bulunurlar.

Ayrıca güçlü bir ses sisteminin varlığı ile sürücünün dış sesleri duyamayacak seviyede müzik dinlediği sonucunu doğrudan çıkaramayız. Aynı mantıkla Mercedes'in Burmester, BMW'nin Bowers & Wilkins veya Audi'nin Bang & Olufsen gibi yüksek güçlü premium ses sistemlerine sahip araçlarının da sürüş güvenliğini tehlikeye attığını söylememiz gerekir.

Bu sistemler de oldukça yüksek ses seviyelerine ulaşabilirler. Ancak hiç kimse sırf güçlü ses sistemine sahip oldukları için trafikte tehlike oluşturduğunu iddia etmiyor. Çünkü burada belirleyici olan sistemin kapasitesi değil, kullanıcının onu nasıl kullandığıdır.

Ayrıca dB değeri yalnızca amfi gücüne bağlı değildir. Hoparlörün hassasiyeti, kullanılan sürücüler, kabin yapısı, frekans aralığı ve ölçüm mesafesi gibi birçok parametre sonucu etkiler. Bu nedenle yalnızca amfi gücüne bakarak belirli bir ses seviyesi çıkarımı yapmak teknik olarak çok doğru bir yaklaşım değildir.

Aracına kaliteli bir ses sistemi kuran her sürücünün yüksek sesle müzik dinleyeceği gibi bir zorunluluk da yoktur. Bu sistemlerin amacı yalnızca daha yüksek ses elde etmek değil, daha düşük distorsiyonla daha kaliteli ve kontrollü ses elde etmektir. Eğer hassasiyet çevreyi rahatsız etmek ise bunu stok bir teyp veya düşük maliyetli bir sistemle de rahatlıkla yapmak mümkündür. Hatta yüksek ses seviyelerinde daha fazla distorsiyon üretecekleri için çevreyi kaliteli kurulmuş bir sistemden daha rahatsız edici hale bile getirebilirler. En azından biri kulağa hoş gelirken diğeri ise kulak tırmalayacaktır.

Bana göre değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi değil, ortaya çıkan etkidir. 1000W gücünde bir sistem çevreyi rahatsız etmeyecek seviyede kullanılabileceği gibi, çok daha düşük güçlü bir sistem de uygunsuz kullanım nedeniyle çevreye ciddi rahatsızlık verebilir.

Görüş alanı konusuna gelirsek, benim itirazım zaten E1 sertifikalı ve görüş alanını ihlal etmeyecek şekilde monte edilmiş sistemlere yönelik değil. Bu durumda ben de herhangi bir problem görmüyorum.

Ancak burada dikkatimi çeken nokta şu: Eğer temel amaç sürüş güvenliğini artırmak ve dikkat dağınıklığını azaltmak ise, günümüzde birçok araçta bulunan ve sürücünün önüne metrelerce uzanan ekran sistemleri de aynı bakış açısıyla değerlendirilmelidir. Benim sorguladığım nokta tam olarak bu.

Değerlendirme gerçekten ortaya çıkan güvenlik riskine göre mi yapılıyor, yoksa bazı uygulamalar üretici tarafından yapıldığında normal kabul edilip, aynı işlevi gören sonradan eklenmiş sistemler farklı mı değerlendiriliyor ? Çünkü sürüş güvenliği açısından bakıldığında dikkat dağıtıcı unsurun yalnızca ekranın konumu değil, sürücünün ekrana ne kadar süreyle odaklandığı da önemlidir.
togg.jpg


Son olarak, 2006'dan beri araç kullanıyorum hayatımda hiçbir polis far yüzünden beni çevirmedi ve yollarda bu projeksiyon takılmış araçlar cirit atıyor.
Bakın işte burada tamamiyle kafanıza göre bir sınır çizmişsiniz ve bunu savunuyorsunuz. Türkiye'de 1971 yılına kadar haşhaş üretimi serbestti. 1971 yılında kanun çıkartılıp, 1972 yılında yürürlüğe girdi. Otomatik silah ise hiçbir zaman izinli değildi zaten. Yani size örnek verirken biri zaten hep yasak olan, diğeri de başta serbest olup sonradan yasaklanan iki farklı tipte örnek verdim. Şimdi bu bilgiler ışığında sizin uyuşturucu madde taşıma, bulundurma ve hatta yetiştirme için söyleyecek bir sözünüz kalmıyor olması lazım. 1971 yılına kadar haşhaş yetiştirmiş olan bir kişi de aynı sizin gibi karşı çıkıyordu bu olaya çünkü o güne kadar serbestti.

Mercedes, BMW ve Audi'yi örnek verirken gerçekten güzel örnekler vermişsiniz, ancak sanırım bu konuda bir bilgi eksikliğiniz var. Bahsettiğiniz araçlarda "Emergency Siren Detection" (sanırım Türkçesi Acil Durum Sinyali Asistanı diye geçiyor) var. Bu sistem dışarıda siren algıladığında ses sisteminin sesini kısarak sürücünün sireni ve geçiş üstünlüğü olan aracın yönünü algılamasına olanak veriyor.

Evinde stereo için ayrı, sinema için ayrı ses sistemleri kullanan biri olarak, emin olun ki dB ve watt hesapları nasıl yapılır, gayet iyi biliyorum. Ama ben diyorum ki bunu yapan kişilerin çok büyük bir çoğunluğu bu işe Aciko ekolayzır ile başlamış ve sadece mahalle içinde sesi açmak için taktırıyor bu ekipmanları.

Şu uzun ekran konusuna gelirsek, ilk önce sapla samanı bir ayırmak gerekir. Sürüş anında başka bir şeyle (telefon, tablet veya orijinal dahi olsa aracın multimedya sistemi) ilgilenmek ayrı bir suçtur. Sürücünün görüş alanının kısıtlanması ise tip onayıyla ilgili bir durumdur. Uzun ekran olmasına gerek yok, sürüş anında aracın orijinal sistemi ile de ilgilenmek dahi cezai işlem gerektiren bir konudur. Sürücünün görüş alanının kısıtlanması ise araç uygunluğu kapsamındadır ve de muayenede ağır kusur olarak geçer. İkisini birbiri içinde değerlendirmek son derece yanlış bir yaklaşım şeklidir.

Üretici araca bir ekipman koyarken onlarca testten geçirmek zorunda. O ekipman gerek araç için, gerekse de çevre araçlar için bir risk oluşturacaksa da, onu engellemek de yine üreticinin sorumluluğunda. Bakın, işte vermiş olduğunuz araçlardaki ses sistemleri o kadar yüksek sese çıkarken siren sesini algıladığında sesi kısmasının nedeni tamamiyle bu yüzden. Sonradan eklenmiş bir cihaz ise, bu testlerin hiçbirinden geçmemiştir, yani riskli bir ekipmandır. Teste sokulsa belki geçer bilemeyiz ama sonuçta böyle bir teste tabi tutulmadığı için riskli bir ekipmandır. Orijinal ekipman ile, sonradan takılan ekipmana farklı davranılmasının nedeni de budur. Bakın tekrar söylüyorum, bu sonradan takılan ekipmanları yasal hale getirmenin yolu mevcut. Akredite bir kurumda ilgili testler yapılır (bu testler arabanın fiyatından dahi fazla tutabilir) sertifikalandırırsınız. Ondan sonra da hiçbir polis bu konuda ceza yazamaz.

Ben de 1998 yılından beri araç kullanıyorum. Uygulamadaki aksaklıklar ayrı bir konudur. Ancak benim verdiğim sayılar İçişleri Bakanlığı'ndan alınmış sayılardır.
 
Bakın işte burada tamamiyle kafanıza göre bir sınır çizmişsiniz ve bunu savunuyorsunuz. Türkiye'de 1971 yılına kadar haşhaş üretimi serbestti. 1971 yılında kanun çıkartılıp, 1972 yılında yürürlüğe girdi. Otomatik silah ise hiçbir zaman izinli değildi zaten. Yani size örnek verirken biri zaten hep yasak olan, diğeri de başta serbest olup sonradan yasaklanan iki farklı tipte örnek verdim. Şimdi bu bilgiler ışığında sizin uyuşturucu madde taşıma, bulundurma ve hatta yetiştirme için söyleyecek bir sözünüz kalmıyor olması lazım. 1971 yılına kadar haşhaş yetiştirmiş olan bir kişi de aynı sizin gibi karşı çıkıyordu bu olaya çünkü o güne kadar serbestti.

Mercedes, BMW ve Audi'yi örnek verirken gerçekten güzel örnekler vermişsiniz, ancak sanırım bu konuda bir bilgi eksikliğiniz var. Bahsettiğiniz araçlarda "Emergency Siren Detection" (sanırım Türkçesi Acil Durum Sinyali Asistanı diye geçiyor) var. Bu sistem dışarıda siren algıladığında ses sisteminin sesini kısarak sürücünün sireni ve geçiş üstünlüğü olan aracın yönünü algılamasına olanak veriyor.

Evinde stereo için ayrı, sinema için ayrı ses sistemleri kullanan biri olarak, emin olun ki dB ve watt hesapları nasıl yapılır, gayet iyi biliyorum. Ama ben diyorum ki bunu yapan kişilerin çok büyük bir çoğunluğu bu işe Aciko ekolayzır ile başlamış ve sadece mahalle içinde sesi açmak için taktırıyor bu ekipmanları.

Şu uzun ekran konusuna gelirsek, ilk önce sapla samanı bir ayırmak gerekir. Sürüş anında başka bir şeyle (telefon, tablet veya orijinal dahi olsa aracın multimedya sistemi) ilgilenmek ayrı bir suçtur. Sürücünün görüş alanının kısıtlanması ise tip onayıyla ilgili bir durumdur. Uzun ekran olmasına gerek yok, sürüş anında aracın orijinal sistemi ile de ilgilenmek dahi cezai işlem gerektiren bir konudur. Sürücünün görüş alanının kısıtlanması ise araç uygunluğu kapsamındadır ve de muayenede ağır kusur olarak geçer. İkisini birbiri içinde değerlendirmek son derece yanlış bir yaklaşım şeklidir.

Üretici araca bir ekipman koyarken onlarca testten geçirmek zorunda. O ekipman gerek araç için, gerekse de çevre araçlar için bir risk oluşturacaksa da, onu engellemek de yine üreticinin sorumluluğunda. Bakın, işte vermiş olduğunuz araçlardaki ses sistemleri o kadar yüksek sese çıkarken siren sesini algıladığında sesi kısmasının nedeni tamamiyle bu yüzden. Sonradan eklenmiş bir cihaz ise, bu testlerin hiçbirinden geçmemiştir, yani riskli bir ekipmandır. Teste sokulsa belki geçer bilemeyiz ama sonuçta böyle bir teste tabi tutulmadığı için riskli bir ekipmandır. Orijinal ekipman ile, sonradan takılan ekipmana farklı davranılmasının nedeni de budur. Bakın tekrar söylüyorum, bu sonradan takılan ekipmanları yasal hale getirmenin yolu mevcut. Akredite bir kurumda ilgili testler yapılır (bu testler arabanın fiyatından dahi fazla tutabilir) sertifikalandırırsınız. Ondan sonra da hiçbir polis bu konuda ceza yazamaz.

Ben de 1998 yılından beri araç kullanıyorum. Uygulamadaki aksaklıklar ayrı bir konudur. Ancak benim verdiğim sayılar İçişleri Bakanlığı'ndan alınmış sayılardır.
Açıkçası uyuşturucu, haşhaş ve tam otomatik silah örneklerinin konuya katkı sağladığını düşünmüyorum. Çünkü bunlar yanlış analoji örnekleri.

Uyuşturucunun temel kullanım amacı ile araç ses sisteminin temel kullanım amacı aynı şey değildir. Tam otomatik silah ile amfiyi aynı mantık içerisinde değerlendirmek de teknik bir argüman değil, konuyu gereksiz yere uç noktalara taşımaktır.

Bir ekipmanın varlığı ile onun amacı dışında kullanılacağını varsayamayız.

Örneğin düğünlerde, konserlerde veya organizasyonlarda çalışan bir müzisyen düşünelim. Aracında yüksek güçlü amfiler, hoparlörler ve ses ekipmanları taşıyor olabilir. Sırf bu ekipmanlar bagajında bulunduğu için, çevreyi rahatsız edecek şekilde kullanacağı veya trafik güvenliğini tehlikeye atacağı sonucuna varabilir miyiz?

Benzer şekilde kaliteli bir ses sistemi kuran her sürücünün de mutlaka son ses müzik açacağını varsayamayız. Bu yaklaşım varsayımsal bir ihtimali cezalandırmak anlamına gelir.

Bu nedenle uyuşturucu, haşhaş veya tam otomatik silah örneklerini hâlâ konu ile ilgisiz buluyorum. Bunlar doğrudan yasaklı veya sıkı şekilde kontrol edilen unsurlar. Bir amfi veya subwoofer ise yasal bir ekipmandır ve milyonlarca araçta fabrika çıkışlı olarak da bulunur.

Ayrıca "bir zamanlar serbestti, sonradan yasaklandı" argümanı teknik olarak hiçbir şeyi kanıtlamıyor. Aynı mantıkla asbesti, kurşunlu benzini veya geçmişte serbest olup sonradan yasaklanan yüzlerce farklı ürünü de tartışmaya dahil edebiliriz. Ancak bunların hiçbiri araç ses sistemlerinin sürüş güvenliğine etkisi konusunda bir argüman oluşturmaz.

Mercedes, BMW ve Audi örneğine verdiğiniz cevap da aslında benim söylediğimi destekliyor. Siren algılama sistemi bulunması, güçlü ses sistemlerinin tehlikeli olduğunu değil, üreticinin ek bir güvenlik katmanı eklediğini gösteriyor. Eğer güçlü ses sistemi başlı başına bir güvenlik problemi olsaydı, üreticiler bu sistemleri araçlarına koymak yerine tamamen kaldırırlardı.

Sonuç olarak ben hâlâ aynı noktadayım: değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi değil, ortaya çıkan somut etkidir.
 
Açıkçası uyuşturucu, haşhaş ve tam otomatik silah örneklerinin konuya katkı sağladığını düşünmüyorum. Çünkü bunlar yanlış analoji örnekleri.

Uyuşturucunun temel kullanım amacı ile araç ses sisteminin temel kullanım amacı aynı şey değildir. Tam otomatik silah ile amfiyi aynı mantık içerisinde değerlendirmek de teknik bir argüman değil, konuyu gereksiz yere uç noktalara taşımaktır.

Bir ekipmanın varlığı ile onun amacı dışında kullanılacağını varsayamayız.

Örneğin düğünlerde, konserlerde veya organizasyonlarda çalışan bir müzisyen düşünelim. Aracında yüksek güçlü amfiler, hoparlörler ve ses ekipmanları taşıyor olabilir. Sırf bu ekipmanlar bagajında bulunduğu için, çevreyi rahatsız edecek şekilde kullanacağı veya trafik güvenliğini tehlikeye atacağı sonucuna varabilir miyiz?

Benzer şekilde kaliteli bir ses sistemi kuran her sürücünün de mutlaka son ses müzik açacağını varsayamayız. Bu yaklaşım varsayımsal bir ihtimali cezalandırmak anlamına gelir.

Bu nedenle uyuşturucu, haşhaş veya tam otomatik silah örneklerini hâlâ konu ile ilgisiz buluyorum. Bunlar doğrudan yasaklı veya sıkı şekilde kontrol edilen unsurlar. Bir amfi veya subwoofer ise yasal bir ekipmandır ve milyonlarca araçta fabrika çıkışlı olarak da bulunur.

Ayrıca "bir zamanlar serbestti, sonradan yasaklandı" argümanı teknik olarak hiçbir şeyi kanıtlamıyor. Aynı mantıkla asbesti, kurşunlu benzini veya geçmişte serbest olup sonradan yasaklanan yüzlerce farklı ürünü de tartışmaya dahil edebiliriz. Ancak bunların hiçbiri araç ses sistemlerinin sürüş güvenliğine etkisi konusunda bir argüman oluşturmaz.

Mercedes, BMW ve Audi örneğine verdiğiniz cevap da aslında benim söylediğimi destekliyor. Siren algılama sistemi bulunması, güçlü ses sistemlerinin tehlikeli olduğunu değil, üreticinin ek bir güvenlik katmanı eklediğini gösteriyor. Eğer güçlü ses sistemi başlı başına bir güvenlik problemi olsaydı, üreticiler bu sistemleri araçlarına koymak yerine tamamen kaldırırlardı.

Sonuç olarak ben hâlâ aynı noktadayım: değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi değil, ortaya çıkan somut etkidir.
Konuya aslinda cok guzel katki sagliyorlar.
Ornegin ben cocuklugumdan beri askeri teknolojiyi severim ve elimden geldigince de takip ederim. Bir HK416 ile 200 metre atisi ya da Cheytac M200 ve Barrett M80 ile 1000 metre ustu atis yapmayi gercekten cok isterim. Sizin bakis acinizdan olaya bakarsak bu silahlara sahip olmam, onlarla canli hedefe atis yapacagim sonucunu cikaramazsiniz. Yani sizin deyiminizle "varsayimsal olarak" hedef olarak bir canliyi kullanacagim ihtimalini cezalandirmak anlamina gelir. Eger siz boyle bir sonuc cikartiyorsaniz, benim de ayni sekilde arabasina 1000W subwoofer taktiran adamin bunu yuksek ses icin taktirdigi sonuca varmam konusunda bana hak vermeniz gerekir. Bu durumda bugune kadar yasak olmasi bu yasagin da yanlis oldugu anlamina gelir ve kaldirilmasi gerekir. Ayrica bu silahlara ulasimin bazi ulkelerde marketten sakiz almak kadar kolay oldugu da malum.

Hashasìn serbestlik durumu ise zamana bagli olarak gelisen bir durumdur. Asbest ve kursunlu benzin konusu da ayni sekilde. Asbestin zararli oldugu 1900`lu yillarin basindan beri bilinen bir gercek olmasina ragmen alternatifi de olmayan bir malzemeydi. Kursunlu benzin de ayni sekilde 1960`larda halk sagligi uzerindeki olumsuz etkileri kanitlandi. Bu konular ustune hassasiyet olustu ve yerlerine gecebilecek malzemeler ekonomik oldugunda da yasaklandilar. Demem o ki bir konuya hassasiyet olustuktan sonra o konu ustune yasal duzenleme gelmesi son derece normaldir.

Ama hala "ama hashas ve silah dogrudan yasakli" diyorsaniz o zaman benzer sekilde "araciniza sonradan bu tarz modofokasyonlar yapmak da dogrudan yasakli" diyebiliriz. Hashas ve otomatik silah nasil kanunla yasaklanmissa arac ustunde bu sekilde modifikasyon yapmak da kanunla yasaklanmis durumda. Kanuni acidan bunlarin hepsi dogrudan yasaklandigina gore tartisacak bir konu kalmiyor ortada.

"Ancak bunların hiçbiri araç ses sistemlerinin sürüş güvenliğine etkisi konusunda bir argüman oluşturmaz." cumleniz ile sapla samani birbirine karistiriyorsunuz. Yuksek sesle muzik dinlediginizde daha once de belirttigim gibi siren ve kornalari duyamayacaginiz icin yani cevresel farkindaliginiz azaldigi icin surus guvenligini tehlikeye atarsiniz. Mercedes, BMW ve Audi'nin "Emergency Siren Detection" sistemi bu konuda kendilerini kanun onunde aklamak icin vardir. Cunku olasi bir cezai durumda arac ureticisinin kusuru (yuksek guclu ses sistemi veya cok fazla ses izolasyonu) nedeniyle sireni duyamazsaniz, bu arac ureticisinin kusurudur. Yani sizin varsayiminiz olan ".... üreticiler bu sistemleri araçlarına koymak yerine tamamen kaldırırlardı." diye bir durum yok. Onun yerine bu opsiyonu verip kendilerini kanuni acidan yontem gelistirme durumu var. Emin olun ki eger bu surus guvenligi durumu olmasa araca siren algilama sistemini koymamayi tercih ederler cunku bu tarz donanim ve aksesuarlari maliyetinin cok daha ustune musteriye satiyorlar. Surus guvenligi konusu "Karayolları Trafik Kanunu madde 72" kapsamindadir. Sonradan takilan bir sistemde de siren algilama olmadigindan bu arac riskli siniftadir. Arac icinde yuksek ses acmak suretiyle veya gurultu yapmak suretiyle cevreye rahatsizlik vermek ise "Türk Ceza Kanunu madde 123 ve 183" ile "Kabahatler Kanunu madde 36" kapsamindadir.

Sonuç olarak ben hâlâ aynı noktadayım: değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi değil, ortaya çıkan somut etkidir.

Sonuc olarak ben de hala ayni noktadayim. Degerlendirilmesi gereken sey benim tam otomatik bir tufekle yapabileceklerim degil, yaptigim sey olmalidir.
 
Sohbet koyu demli çayla iyi gidiyor :kiskis
 
Konuya aslinda cok guzel katki sagliyorlar.
Ornegin ben cocuklugumdan beri askeri teknolojiyi severim ve elimden geldigince de takip ederim. Bir HK416 ile 200 metre atisi ya da Cheytac M200 ve Barrett M80 ile 1000 metre ustu atis yapmayi gercekten cok isterim. Sizin bakis acinizdan olaya bakarsak bu silahlara sahip olmam, onlarla canli hedefe atis yapacagim sonucunu cikaramazsiniz. Yani sizin deyiminizle "varsayimsal olarak" hedef olarak bir canliyi kullanacagim ihtimalini cezalandirmak anlamina gelir. Eger siz boyle bir sonuc cikartiyorsaniz, benim de ayni sekilde arabasina 1000W subwoofer taktiran adamin bunu yuksek ses icin taktirdigi sonuca varmam konusunda bana hak vermeniz gerekir. Bu durumda bugune kadar yasak olmasi bu yasagin da yanlis oldugu anlamina gelir ve kaldirilmasi gerekir. Ayrica bu silahlara ulasimin bazi ulkelerde marketten sakiz almak kadar kolay oldugu da malum.

Hashasìn serbestlik durumu ise zamana bagli olarak gelisen bir durumdur. Asbest ve kursunlu benzin konusu da ayni sekilde. Asbestin zararli oldugu 1900`lu yillarin basindan beri bilinen bir gercek olmasina ragmen alternatifi de olmayan bir malzemeydi. Kursunlu benzin de ayni sekilde 1960`larda halk sagligi uzerindeki olumsuz etkileri kanitlandi. Bu konular ustune hassasiyet olustu ve yerlerine gecebilecek malzemeler ekonomik oldugunda da yasaklandilar. Demem o ki bir konuya hassasiyet olustuktan sonra o konu ustune yasal duzenleme gelmesi son derece normaldir.

Ama hala "ama hashas ve silah dogrudan yasakli" diyorsaniz o zaman benzer sekilde "araciniza sonradan bu tarz modofokasyonlar yapmak da dogrudan yasakli" diyebiliriz. Hashas ve otomatik silah nasil kanunla yasaklanmissa arac ustunde bu sekilde modifikasyon yapmak da kanunla yasaklanmis durumda. Kanuni acidan bunlarin hepsi dogrudan yasaklandigina gore tartisacak bir konu kalmiyor ortada.

"Ancak bunların hiçbiri araç ses sistemlerinin sürüş güvenliğine etkisi konusunda bir argüman oluşturmaz." cumleniz ile sapla samani birbirine karistiriyorsunuz. Yuksek sesle muzik dinlediginizde daha once de belirttigim gibi siren ve kornalari duyamayacaginiz icin yani cevresel farkindaliginiz azaldigi icin surus guvenligini tehlikeye atarsiniz. Mercedes, BMW ve Audi'nin "Emergency Siren Detection" sistemi bu konuda kendilerini kanun onunde aklamak icin vardir. Cunku olasi bir cezai durumda arac ureticisinin kusuru (yuksek guclu ses sistemi veya cok fazla ses izolasyonu) nedeniyle sireni duyamazsaniz, bu arac ureticisinin kusurudur. Yani sizin varsayiminiz olan ".... üreticiler bu sistemleri araçlarına koymak yerine tamamen kaldırırlardı." diye bir durum yok. Onun yerine bu opsiyonu verip kendilerini kanuni acidan yontem gelistirme durumu var. Emin olun ki eger bu surus guvenligi durumu olmasa araca siren algilama sistemini koymamayi tercih ederler cunku bu tarz donanim ve aksesuarlari maliyetinin cok daha ustune musteriye satiyorlar. Surus guvenligi konusu "Karayolları Trafik Kanunu madde 72" kapsamindadir. Sonradan takilan bir sistemde de siren algilama olmadigindan bu arac riskli siniftadir. Arac icinde yuksek ses acmak suretiyle veya gurultu yapmak suretiyle cevreye rahatsizlik vermek ise "Türk Ceza Kanunu madde 123 ve 183" ile "Kabahatler Kanunu madde 36" kapsamindadir.



Sonuc olarak ben de hala ayni noktadayim. Degerlendirilmesi gereken sey benim tam otomatik bir tufekle yapabileceklerim degil, yaptigim sey olmalidir.
Açıkçası mesajınızdaki en dikkat çekici nokta, kendi koyduğunuz ilkeyi kendinizin ihlal ediyor olması. Mesajınızın sonunda:
"Değerlendirilmesi gereken şey benim tam otomatik bir tüfekle yapabileceklerim değil, yaptığım şey olmalıdır." diyorsunuz.

Ben de zaten başından beri tam olarak bunu söylüyorum. Ancak tüm mesaj boyunca bunun tam tersini savunuyorsunuz. Çünkü bir yandan "potansiyel değil, fiil önemlidir" diyorsunuz, diğer yandan da 1000W subwoofer taktıran bir kişinin bunu yüksek ses için taktırdığı sonucuna varıyorsunuz.

Yani silah örneğinde: "Ne yapabileceğim değil, ne yaptığım önemlidir." diyorsunuz. Ses sistemi örneğinde ise: "Ne yaptığına bakmaya gerek yok, ne yapabileceğini varsaymak yeterlidir." diyorsunuz. Benim itirazım tam olarak bu noktaya. Bir ekipmanın kapasitesi ile kullanıcının onu nasıl kullandığı aynı şey değildir.

Ayrıca tartışma boyunca fark ettiğim başka bir konu da şu: Ben "Sonradan yapılan modifikasyonlar yasak değildir" dediğimi hatırlamıyorum. Sadece bu yasağın gerekçesi olarak öne sürülen argümanları tartışıyorum.

Siz ise sürekli konuyu: "Kanunda yasak yazıyor, o halde tartışma bitmiştir." noktasına getiriyorsunuz. Sonuç olarak ben hâlâ aynı noktadayım: Değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi, potansiyeli veya teorik olarak neler yapabileceği değil, ortaya çıkan somut etkidir.

Öte yandan bir paragraf önce "1000W subwoofer taktıran kişinin bunu yüksek ses için taktığı sonucuna varırım" diyorsunuz. Yani silah örneğinde fiilin değil sonucun önemli olduğunu savunurken, ses sistemi örneğinde fiile gerek kalmadan niyet ve kullanım şekli varsayımında bulunuyorsunuz. Bu iki yaklaşımın birbiriyle çeliştiğini düşünüyorum.

Bu mantığı biraz daha ileri götürürsek ilginç sonuçlara ulaşıyoruz.
Sonuçta sorun ekipmanın kendisi değil de potansiyel olarak kötü kullanılabilme ihtimali ise, o zaman amfi ve ses sistemleri için de taşıma ve bulundurma ruhsatı vermemiz gerekir. Hatta belirli güç seviyelerinin üzerinde SRC benzeri bir yeterlilik belgesi isteyebiliriz. Vergi tarafını da unutmayalım; 500 Watt'a kadar bir dilim, 500-1000 Watt arası başka bir dilim, 1000 Watt üzeri ise daha yüksek bir dilim uygulanabilir...

Şaka bir yana tartışmanın geldiği nokta biraz buna benzemeye başladı.

Benim başından beri itiraz ettiğim konu tam olarak bu. Yasal bir ekipmanın varlığından hareketle, onun mutlaka amacı dışında kullanılacağını varsaymaya başladığımız anda sınırı nerede çizeceğimiz belirsiz hale geliyor.

Bu nedenle ben hâlâ aynı noktadayım: değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi veya potansiyeli değil, ortaya çıkan somut etkidir.
 
Bu arada, ben OEM ekranların test edildiğine itiraz etmiyorum. İtiraz ettiğim nokta şu: Bir ekipmanın test edilmiş olması ile görüşü hiç engellemediği sonucu aynı şey değildir.

Fotoğraflarda gördüğümüz OEM ekranlar da sürücünün önünde fiziksel hacim kaplıyor. Dolayısıyla tartışma "görüşü kapatıyor mu kapatmıyor mu" değil, "izin verilen sınırlar içinde mi değil mi" tartışmasıdır. Bu da güvenlik tartışmasından çok sertifikasyon tartışmasına dönüşüyor.
Ekran-Resmi-2026-06-13-15.42.09.png


Ayrıca tip onayı ile gerçek hayattaki sonucu birbirine karıştırdığınızı düşünüyorum. Bir ürünün veya aracın ilgili testlerden geçmiş olması, onun hiçbir koşulda sorun yaratmayacağının garantisi değildir. Sadece belirli standartları karşıladığını gösterir.

Örneğin bir Renault Clio ile bir Volvo aynı dönemde Euro NCAP testlerinden 5 yıldız alabilir. Ancak bu durum iki aracın her senaryoda aynı derecede güvenli olduğu veya gerçek hayattaki her kazada aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. Ortada ortak bir sertifika vardır, fakat bu sertifika mutlak eşitlik veya kusursuzluk anlamına gelmez.

Euro NCAP testleri laboratuvar ortamında, belirli hızlarda, belirli açılarda ve standartlaştırılmış senaryolarla gerçekleştirilir. Bir araç bu şartlarda 5 yıldız alabilir.

Ancak gerçek hayattaki bir kazada işin içine farklı hızlar, farklı araç tipleri, yol eğimi, çarpışma açıları ve sayısız değişken girer. Bu nedenle sertifika ile gerçek hayat birebir aynı şey değildir.

Aynı mantık homologasyon için de geçerlidir. Homologasyon bir ürünün veya tasarımın "kabul edilebilir risk sınırları" içerisinde olduğunu gösterir. Sıfır risk veya sıfır etki olduğunu göstermez.

Dolayısıyla Dacia veya Toyota'daki ekranların sürücünün görüşünü fiziksel olarak hiç etkilemediğini söylemek teknik olarak doğru değildir. Daha doğru ifade, bu ekranların mevzuatın izin verdiği sınırlar içerisinde kabul edilebilir bulunduğudur.

Ortada fiziksel bir hacim olduğu zaten tartışmasızdır. Tartışma, bu hacmin ne kadarının kabul edilebilir olduğudur.

Sonuç olarak bir ekranın laboratuvarda sanal V noktası testinden geçmesi, gerçek hayatta sisli bir havada, yol eğiminde veya belirli bir açıdan yaklaşan bir nesneyi hiçbir koşulda gölgelemeyeceği anlamına gelmez.

Bu nedenle "tip onayı aldı" ile "görüşü kapatmıyor" ifadelerini eş anlamlı kullanmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Biri sertifikasyon sonucudur, diğeri ise gerçek hayattaki fiziksel etkinin kendisidir.
 
Geri
Üst Alt