Carplay Desteklemeyen Araç Teybine Sonradan Carplay Eklenebilir mi ?

Açıkçası mesajınızdaki en dikkat çekici nokta, kendi koyduğunuz ilkeyi kendinizin ihlal ediyor olması. Mesajınızın sonunda:
"Değerlendirilmesi gereken şey benim tam otomatik bir tüfekle yapabileceklerim değil, yaptığım şey olmalıdır." diyorsunuz.

Ben de zaten başından beri tam olarak bunu söylüyorum. Ancak tüm mesaj boyunca bunun tam tersini savunuyorsunuz. Çünkü bir yandan "potansiyel değil, fiil önemlidir" diyorsunuz, diğer yandan da 1000W subwoofer taktıran bir kişinin bunu yüksek ses için taktırdığı sonucuna varıyorsunuz.

Yani silah örneğinde: "Ne yapabileceğim değil, ne yaptığım önemlidir." diyorsunuz. Ses sistemi örneğinde ise: "Ne yaptığına bakmaya gerek yok, ne yapabileceğini varsaymak yeterlidir." diyorsunuz. Benim itirazım tam olarak bu noktaya. Bir ekipmanın kapasitesi ile kullanıcının onu nasıl kullandığı aynı şey değildir.

Ayrıca tartışma boyunca fark ettiğim başka bir konu da şu: Ben "Sonradan yapılan modifikasyonlar yasak değildir" dediğimi hatırlamıyorum. Sadece bu yasağın gerekçesi olarak öne sürülen argümanları tartışıyorum.

Siz ise sürekli konuyu: "Kanunda yasak yazıyor, o halde tartışma bitmiştir." noktasına getiriyorsunuz. Sonuç olarak ben hâlâ aynı noktadayım: Değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi, potansiyeli veya teorik olarak neler yapabileceği değil, ortaya çıkan somut etkidir.

Öte yandan bir paragraf önce "1000W subwoofer taktıran kişinin bunu yüksek ses için taktığı sonucuna varırım" diyorsunuz. Yani silah örneğinde fiilin değil sonucun önemli olduğunu savunurken, ses sistemi örneğinde fiile gerek kalmadan niyet ve kullanım şekli varsayımında bulunuyorsunuz. Bu iki yaklaşımın birbiriyle çeliştiğini düşünüyorum.

Bu mantığı biraz daha ileri götürürsek ilginç sonuçlara ulaşıyoruz.
Sonuçta sorun ekipmanın kendisi değil de potansiyel olarak kötü kullanılabilme ihtimali ise, o zaman amfi ve ses sistemleri için de taşıma ve bulundurma ruhsatı vermemiz gerekir. Hatta belirli güç seviyelerinin üzerinde SRC benzeri bir yeterlilik belgesi isteyebiliriz. Vergi tarafını da unutmayalım; 500 Watt'a kadar bir dilim, 500-1000 Watt arası başka bir dilim, 1000 Watt üzeri ise daha yüksek bir dilim uygulanabilir...

Şaka bir yana tartışmanın geldiği nokta biraz buna benzemeye başladı.

Benim başından beri itiraz ettiğim konu tam olarak bu. Yasal bir ekipmanın varlığından hareketle, onun mutlaka amacı dışında kullanılacağını varsaymaya başladığımız anda sınırı nerede çizeceğimiz belirsiz hale geliyor.

Bu nedenle ben hâlâ aynı noktadayım: değerlendirilmesi gereken şey ekipmanın kapasitesi veya potansiyeli değil, ortaya çıkan somut etkidir.
Anladigim kadariyla siz yazilanlarin tamaminin verdigi fikirden ote paragraf paragraf okuyup butunden kopuyorsunuz. Ben hashas ve silah ornegini verdigimde diyorsunuz ki:
Uyuşturucu veya tam otomatik silah örneği çok anlamsız olmuş. Çünkü bunlar başlı başına yasaklı veya sıkı şekilde düzenlenmiş unsurlar. [COLOR=revert-layer] Subwoofer[/COLOR], [COLOR=revert-layer] amfi[/COLOR] veya ses sistemi ise yasal ekipmanlardır ve milyonlarca araçta fabrika çıkışlı olarak da bulunurlar.
Ben bunlarin basindan beri veya sonradan yasaklanmis olmasi yanlis demiyorum. Cunku biliyorum ki otomatik silahi benim gibi spor aticiligi icin kullanacak 10 kisi varsa 1000 tane de mafyaciliga soyunup birbirini vuracak insan var. Bunu da kontrol etmek pratikte mumkun olmadigi icin yasaklanmis olmasi dogrudur. Dikkat ederseniz ben otomatik silahi sevmeme ve onu spor aticiligi icin kullanacak olmama ragmen bunu bilincsizce kullanacak binlercesi oldugu icin yasakli olmasini dogru buluyorum. Hashas da ne yazikki ayni durumda. Ama sizin, bunlarin yasakli olmasina yaklasim sekliniz ile arabaniza taktirdiginiz multimedya sisteminizi savunurken tarafsizliginizi ne kadar yitirmis oldugunuzu anlatmaya calisiyorum size cunku her iki duruma farkli sekilde yaklasarak kendinizi aklamaya calisiyorsunuz. Bakin ben bu mesajimda daha bu islemin teknik acidan dogruluguna veya yanlisligina birsey soylemedim. Benzer iki duruma farkli yaklasmanizin tutarsizligini gosteriyorum.

Isin teknik tarafina gelirsek eger;
Yanlis anlamayin ama bilginizin olmadigi veya cok az oldugu konulardan ornek vermeyin. Siren algilama sensoru hakkinda bir sey bilmeden Mercedes, BMW ve Audi'yi ornek verdiniz. Simdi de NCAP testini veriyorsunuz. NCAP, bir homologasyon testi degildir. Yasal olarak hicbir bagliyiciligi olmayan gonullu bir test programidir. Homologasyonlar ise kanuni baglayiciligi olan standartlardir. Bu nedenle NCAP testlerinin sonuclari ve uygulama yontemleri ile homolasyon testlerini yorumlamayin. NCAP testinden 1 yildiz alan ama tip onayi olan, yani homologasyon sartlarini dolduran arac satisa cikabilirken, NCAP'ten 5 yildiz alan ama homologasyon testlerini gecemeyen arac satisa cikamaz. Sizin otomotiv dalinda neyi nasil dusundugunuz de emin olun ki teknik acidan kimsenin umrunda degil. Siz bu konuda yetkin bir karar mercii degilsiniz.
Eger 2024'te Londra'da uygulamaya girmis Direct Vision Standart (DVS)'teki yildiz sistemiyle, NCAP'teki yildiz sistemi ile ayni sekilde saniyorsaniz cok ama cok buyuk bir yanlis icindesiniz, onu soyleyebilirim.

Sonuç olarak bir ekranın laboratuvarda sanal V noktası testinden geçmesi, gerçek hayatta sisli bir havada, yol eğiminde veya belirli bir açıdan yaklaşan bir nesneyi hiçbir koşulda gölgelemeyeceği anlamına gelmez.
"Sanal V noktasi" diye bir sey hangi teknik dokumanda geciyor acaba veya siz bununla tam olarak ne anlatmaya calisiyorsunuz bilemiyorum. Dokumanin numarasini verirseniz bakayim. Birlesmis Milletler'in (UN) bir dokumaniysa (ECE Rxx Homologasyonlari) resmi olarak Turkce yayinlamadiklari icin Turkce'ye nasil cevrilmis bilemem ne yazik ki cunku resmi yayin degilse bizim kullanmamiz yasak. Ayrica yine sapla samani birbirine karistiriyorsunuz. Gorus alani (field of vision) ile gorebilirlik ayni seyler degildir. Havanin sisli olmasi, karanlik olmasi, viraj icinde olmaniz gorus alaninizi degistirmez. Sizin gorebilmenizi degistirir. Bu homologasyonlar bir silsile halinde bulunurlar. Mesela bu gorus alani ECE-R125'te tanimlanir ve test sartlardan biri de camin temiz ve kuru olmasidir. Aracin on cami her zaman kuru ve temiz degil gercek hayatta. Ama bu bize "Bana gore ....." deme sansini vermiyor. Bu acigi da on cam temizleme mekanizmalarinin tanimlandigi ECE-R43 kapatiyor.

Bu nedenle "tip onayı aldı" ile "görüşü kapatmıyor" ifadelerini eş anlamlı kullanmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Biri sertifikasyon sonucudur, diğeri ise gerçek hayattaki fiziksel etkinin kendisidir.[]Taşıtlar[/]
Zahmet edip ECE-R125'i okursaniz goreceksiniz ki bahsi gecen gorus alaninda hicbir engele izin verilmemektedir. Bir aracin tip onayi alabilmesi icin ECE-R125 testini de gecmesinin zorunlu oldugunu goz onune aldigimizda sizin ne dusundugunuzun bir onemi olmadigini, ve o ekranin gorus alaninin disinda kaldigini da anlarsiniz.
Her homologasyonu direkt olarak %100 saglamak her zaman mumkun olmuyor tabii ki de. Sonucta tasarimsal nedenlerden dolayi her sarti saglamamiz mumkun olmuyor. Iste o zaman da o eksikligin oldugu noktayi baska bir sistem ile garanti altina aliyoruz. Ornek verdiginiz Mercedes, BMW ve Audi'deki yuksek guclu ses sistemleri ile tip onayi alamayacaklari icin (ECE-R28) siren algilama sensoru/sistemi koymak zorunda kaliyorlar. Ama bunu musteriye farkli sekilde pazarlarlar o ayri.

Bakin tekrar ve tekrar soyluyorum. Aracta bu tarz modifikasyonlari yapmak icin yasal yol var. Aracta bu degisiklikler yapildiktan sonra TUV ya da baska bir akredite labaratuardan bagimsiz bir denetleme yaptirirsiniz. Ondan sonra da gidip bunu aracin ruhsatina isletirsiniz ondan sonra da hicbir polis ceza felan yazamaz. Benzer islemler zaten yapiliyor. Araciniza sonradan gaz taktirdiginizda, ya da romork cekmek icin ceki kancasi taktirmak istediginizde nasil ki gidip arac tadilat projesi cizdiriyorsunuz, bunu TSE'de onaylatiyorsunuz ve sonrasinda yetkili servise gidip taktirip noterde ruhsata isletiyorsaniz, bu ses sistemi ve multimedya sistemlerini de ayni yolla isletebilirsiniz. Hatta soyle soyleyeyim yuksek guclu ses sistemini bu sekilde uygulanabilirligi pratikte cok daha mumkun cunku otonom surus icin bircok firma zaten bu sistemi gelistirmekte ve aftermarkete siren algilama sistemlerini surmekte. Ama gorus alani testini yapmak icin aracin ve takilacak cihazin 3D modellerine ihtiyac var ki arac ureticisinin bunu vermeyecegine kesin gozuyle bakabiliriz.
 
Son düzenleme:
Anladigim kadariyla siz yazilanlarin tamaminin verdigi fikirden ote paragraf paragraf okuyup butunden kopuyorsunuz. Ben hashas ve silah ornegini verdigimde diyorsunuz ki:

Ben bunlarin basindan beri veya sonradan yasaklanmis olmasi yanlis demiyorum. Cunku biliyorum ki otomatik silahi benim gibi spor aticiligi icin kullanacak 10 kisi varsa 1000 tane de mafyaciliga soyunup birbirini vuracak insan var. Bunu da kontrol etmek pratikte mumkun olmadigi icin yasaklanmis olmasi dogrudur. Dikkat ederseniz ben otomatik silahi sevmeme ve onu spor aticiligi icin kullanacak olmama ragmen bunu bilincsizce kullanacak binlercesi oldugu icin yasakli olmasini dogru buluyorum. Hashas da ne yazikki ayni durumda. Ama sizin, bunlarin yasakli olmasina yaklasim sekliniz ile arabaniza taktirdiginiz multimedya sisteminizi savunurken tarafsizliginizi ne kadar yitirmis oldugunuzu anlatmaya calisiyorum size cunku her iki duruma farkli sekilde yaklasarak kendinizi aklamaya calisiyorsunuz. Bakin ben bu mesajimda daha bu islemin teknik acidan dogruluguna veya yanlisligina birsey soylemedim. Benzer iki duruma farkli yaklasmanizin tutarsizligini gosteriyorum.

Isin teknik tarafina gelirsek eger;
Yanlis anlamayin ama bilginizin olmadigi veya cok az oldugu konulardan ornek vermeyin. Siren algilama sensoru hakkinda bir sey bilmeden Mercedes, BMW ve Audi'yi ornek verdiniz. Simdi de NCAP testini veriyorsunuz. NCAP, bir homologasyon testi degildir. Yasal olarak hicbir bagliyiciligi olmayan gonullu bir test programidir. Homologasyonlar ise kanuni baglayiciligi olan standartlardir. Bu nedenle NCAP testlerinin sonuclari ve uygulama yontemleri ile homolasyon testlerini yorumlamayin. NCAP testinden 1 yildiz alan ama tip onayi olan, yani homologasyon sartlarini dolduran arac satisa cikabilirken, NCAP'ten 5 yildiz alan ama homologasyon testlerini gecemeyen arac satisa cikamaz. Sizin otomotiv dalinda neyi nasil dusundugunuz de emin olun ki teknik acidan kimsenin umrunda degil. Siz bu konuda yetkin bir karar mercii degilsiniz.
Eger 2024'te Londra'da uygulamaya girmis Direct Vision Standart (DVS)'teki yildiz sistemiyle, NCAP'teki yildiz sistemi ile ayni sekilde saniyorsaniz cok ama cok buyuk bir yanlis icindesiniz, onu soyleyebilirim.


"Sanal V noktasi" diye bir sey hangi teknik dokumanda geciyor acaba veya siz bununla tam olarak ne anlatmaya calisiyorsunuz bilemiyorum. Dokumanin numarasini verirseniz bakayim. Birlesmis Milletler'in (UN) bir dokumaniysa (ECE Rxx Homologasyonlari) resmi olarak Turkce yayinlamadiklari icin Turkce'ye nasil cevrilmis bilemem ne yazik ki cunku resmi yayin degilse bizim kullanmamiz yasak. Ayrica yine sapla samani birbirine karistiriyorsunuz. Gorus alani (field of vision) ile gorebilirlik ayni seyler degildir. Havanin sisli olmasi, karanlik olmasi, viraj icinde olmaniz gorus alaninizi degistirmez. Sizin gorebilmenizi degistirir. Bu homologasyonlar bir silsile halinde bulunurlar. Mesela bu gorus alani ECE-R125'te tanimlanir ve test sartlardan biri de camin temiz ve kuru olmasidir. Aracin on cami her zaman kuru ve temiz degil gercek hayatta. Ama bu bize "Bana gore ....." deme sansini vermiyor. Bu acigi da on cam temizleme mekanizmalarinin tanimlandigi ECE-R43 kapatiyor.


Zahmet edip ECE-R125'i okursaniz goreceksiniz ki bahsi gecen gorus alaninda hicbir engele izin verilmemektedir. Bir aracin tip onayi alabilmesi icin ECE-R125 testini de gecmesinin zorunlu oldugunu goz onune aldigimizda sizin ne dusundugunuzun bir onemi olmadigini, ve o ekranin gorus alaninin disinda kaldigini da anlarsiniz.
Her homologasyonu direkt olarak %100 saglamak her zaman mumkun olmuyor tabii ki de. Sonucta tasarimsal nedenlerden dolayi her sarti saglamamiz mumkun olmuyor. Iste o zaman da o eksikligin oldugu noktayi baska bir sistem ile garanti altina aliyoruz. Ornek verdiginiz Mercedes, BMW ve Audi'deki yuksek guclu ses sistemleri ile tip onayi alamayacaklari icin (ECE-R28) siren algilama sensoru/sistemi koymak zorunda kaliyorlar. Ama bunu musteriye farkli sekilde pazarlarlar o ayri.

Bakin tekrar ve tekrar soyluyorum. Aracta bu tarz modifikasyonlari yapmak icin yasal yol var. Aracta bu degisiklikler yapildiktan sonra TUV ya da baska bir akredite labaratuardan bagimsiz bir denetleme yaptirirsiniz. Ondan sonra da gidip bunu aracin ruhsatina isletirsiniz ondan sonra da hicbir polis ceza felan yazamaz. Benzer islemler zaten yapiliyor. Araciniza sonradan gaz taktirdiginizda, ya da romork cekmek icin ceki kancasi taktirmak istediginizde nasil ki gidip arac tadilat projesi cizdiriyorsunuz, bunu TSE'de onaylatiyorsunuz ve sonrasinda yetkili servise gidip taktirip noterde ruhsata isletiyorsaniz, bu ses sistemi ve multimedya sistemlerini de ayni yolla isletebilirsiniz. Hatta soyle soyleyeyim yuksek guclu ses sistemini bu sekilde uygulanabilirligi pratikte cok daha mumkun cunku otonom surus icin bircok firma zaten bu sistemi gelistirmekte ve aftermarkete siren algilama sistemlerini surmekte. Ama gorus alani testini yapmak icin aracin ve takilacak cihazin 3D modellerine ihtiyac var ki arac ureticisinin bunu vermeyecegine kesin gozuyle bakabiliriz.
Siz bana sürekli regülasyonun ne dediğini anlatıyorsunuz, ben ise regülasyonun dayandığı mantığı ve ortaya çıkardığı sonuçları tartışıyorum. Ben mevzuat metnini değil, o metnin dayandığı yaklaşımın ne kadar tutarlı olduğunu sorguluyorum.

Bir taraftan ECE-R125 kapsamında görüş alanında hiçbir engele izin verilmediğini söylüyorsunuz. Diğer taraftan ise: "Her homologasyonu direkt olarak %100 sağlamak her zaman mümkün olmuyor. Tasarımsal nedenlerle bazı eksiklikleri başka sistemlerle telafi ediyoruz." diyorsunuz.

Bu iki ifade birlikte okunduğunda konu artık siyah-beyaz olmaktan çıkıyor. Bir tarafta teorik olarak tanımlanmış ideal durum, diğer tarafta ise gerçek dünyadaki tasarım zorunlulukları ve mühendislik tavizleri var. Benim dikkat çekmeye çalıştığım nokta da tam olarak bu gri alan.

Ayrıca her fırsatta "Sizin ne düşündüğünüzün teknik açıdan önemi yok." veya "Siz karar mercii değilsiniz." gibi ifadeler kullanmanız tartışmanın seviyesine katkı sağlamıyor.

Karar mercii olduğumu iddia ettiğimi hatırlamıyorum. Bir tüketici ve sürücü olarak mevcut yaklaşımın mantığını, tutarlılığını ve uygulamadaki sonuçlarını sorguluyorum. Aynı mantığın farklı örneklerde farklı uygulanmasını sorguluyorum.

Siz regülasyonun ne söylediğini anlatıyorsunuz; ben ise onun arkasındaki mantığın ve uygulamadaki sonuçlarının ne kadar tutarlı olduğunu sorguluyorum. Tartıştığımız nokta da tam olarak burada ayrılıyor.
 
Bakin hala butunu okumadan cevap yaziyorsunuz.

Bir taraftan ECE-R125 kapsamında görüş alanında hiçbir engele izin verilmediğini söylüyorsunuz. Diğer taraftan ise: "Her homologasyonu direkt olarak %100 sağlamak her zaman mümkün olmuyor. Tasarımsal nedenlerle bazı eksiklikleri başka sistemlerle telafi ediyoruz." diyorsunuz.

Bu iki ifade birlikte okunduğunda konu artık siyah-beyaz olmaktan çıkıyor. Bir tarafta teorik olarak tanımlanmış ideal durum, diğer tarafta ise gerçek dünyadaki tasarım zorunlulukları ve mühendislik tavizleri var. Benim dikkat çekmeye çalıştığım nokta da tam olarak bu gri alan.

Ben ECE-R125'in hicbir engele izin vermedigini soyluyorum, direkt olarak doldurulamayan ECE-R28 cunku yuksek guclu ses sistemi, siren sesini duymaniza engel oluyor. Bunu direkt olarak asmak istendiginde dusuk guclu ses sistemi konur ya da ses sistemi hic konmaz ve konu kapanir. Ama illa yuksek guclu ses sistemi konulmasi isteniyorsa, o zaman ek maliyet ile siren algilama sensoru/sistemi konuyor ve siren algilandiginda ses sisteminin sesi azaltiliyor ve de surucunun sireni duyabilmesi saglaniyor. Yani baska bir ek sistem yardimiyla homologasyon sarti saglanmis oluyor. Ortada gri bir alan felan yok. O homologasyon sartlari her turlu saglanmak zorunda.
Anladiniz mi acaba simdi? ECE-R125 icin boyle bir durum yok.
ECE-R125, surucunun direkt gozunden bakisi tanimladigi icin ECE-R28'deki cesitli ek sistem ve sensorler ile cozum olusturulamaz.
ECE-R28 icin ise isterseniz arabayi komple izole edin, icine de binlerce watt ses sistemi doseyin. Kisaca arabanin icini disaridan komple ayirin. Homologasyonun istedigi (yanlis hatirlamiyorsam) 7 metre mesafede bulunan 81dB sesin duyulabilmesi. Bunu duymasini sagladigimiz surece nasil yaptigimizin bir onemi yok homologasyon acisindan. Ama ek sensor, sistem entegrasyonu ve montajdan dolayi maliyette artis soz konusu.
Burada muhendislikten verilen bir taviz durumu yok. Homologasyonlar acik ve net olarak tanimlanmis durumda. Muhendis olarak bizler bu kurallara uygun olarak tasarimlarimizi yapiyoruz. Ne muhendislik acisindan ne de homologasyon acisindan verdigimiz herhangi bir taviz yok, olamaz da zaten. Yeri gelir ek sistem koyariz ve maliyetten taviz veririz, yeri gelir aracin tasarimindan taviz veririz ama homologasyon ve muhendislikten taviz veremeyiz. Homologasyondan verirsek, o arac satisa sunulamaz bile, muhendislikten verirsek de arac yolda kalir ve servis maliyetlerinden dolayi karli bir urun olmaz.

Homologasyon testlerinde kullanilan olculer yine soyluyorum istatistiki olarak belirlenmis sayilar. Farkli millet ve irktan binlerce insanlardan alinmis olculerin dagilimi hesaplanarak belirlenmis rakamlar.

Mantigini tekrar ve tekrar soyledim yine soyluyorum: Surucu homologasyonda tanimli olan gorus alaninin tamamini direkt olarak gormesi gerekir. Aksi takdirde aracta kor nokta olusur ve bu da cevredeki yayalar ve diger araclar icin tehlike arz eder. Bundan dolayi da arac riskli duruma girer. Riskli olan araclarin trafikten men edilmesi ve de cezai islem uygulanmasi da cok dogru bir karardir cunku sizin yaptiginiz modifikasyon, aracinizda kor nokta olusturup cevreye risk olusturuyorsa sizin boyle bir hakkiniz olamaz. Arac fabrikadan ciktiginda tum bu testler yapilip gectigi takdirde satilirken (bu durumda araciniz cevreye bir risk olusturmuyor oluyor), siz aracinizda degisiklik yaptiginizda, araciniz cevreye risk olusturuyorsa (bunun olmadigini kanitlayamiyorsunuz cunku yapilmis en ufak bir test bile yok ortada) burada bir problem var demektir. Yani olay sadece sizin konforunuz ve guvenliginiz degil ve siz bunu kabul etmek istemiyorsunuz.

Aynı mantığın farklı örneklerde farklı uygulanmasını sorguluyorum.
Boyle bir durum yok iste. Oldugunu nereden cikartiyorsunuz? Bahsettiginiz sey eger yuksek sesli muzik sistemiyse iki farkli kanuna tabi 4 farkli durum soz konusu:
1. Aracin trafik tescili (tip onayi) (Karayolları Trafik Kanunu Madde 72'ye tabi)
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilayan arac: ECE-R28 sartlarini karsiladigi icin sikin yok.
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilamayan arac: Arac tip onayi alamadigi icin trafik tescili olmaz ve bu arac satilamaz.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmis arac: ECE-R28 sartlarini karsiladigi icin sikin yok.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmemis arac: ECE-R28 sartlarini karsilayip karsilamadigi bilinmedigi icin riskli arac. Arac tescili dustugu icin trafikten men ve cezai isleme tabii.
2. Yuksek sesle muzik dinlemek suretuyle cevreyi rahatsiz etmek (Kabahatler Kanunu Madde 36'ya tabi)
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilayan arac: Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilamayan arac: Arac piyasaya surulemedigi icin zaten surucu ile fabrika bahcesinin disina cikamaz. Fabrika bahcesinin icinde de olsa başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmis arac: Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmemis arac: Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
Burada ayni mantiga nasil bir farkli uygulama var soyler misiniz?

Burada olay, tamamiyle aracta yapilan modifikasyon bir risk olusturuyor mu olusturmuyor mu?
Surucunun 40'lik yolda 200'le gidip risk olusturmasi aracin riskli oldugu anlamina gelmez. Surucunun, başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmasi aracin riskli oldugu anlamina gelmez. Butun bunlar surucunun sorumlulugundadir.
Aracta fabrikadan cikisinda tum testlerden gectigi icin satilabilir bir urun olmus. Yani risksiz bir arac oldugunu kanitlamis.
Aracta modifikasyon yapilmis ve ruhata islenmis, yani modifikasyon sonrasi yine teste tabi tutulup testlerden gecmis ise aracin yine risksiz oldugu kanitlanmis.
Aracta modifikasyon yapilmis ama ne yapildigi, nasil yapildigi, riskli olup olmadigi test edilmemis. Bu durumda arac risklidir. Bilinmezlik varsa her zaman risk vardir. Riskli aracinda trafige cikartilmasi surucunun sorumlulugunda oldugundan cezai islem uygulanmasi da son derece normaldir.
 
Bakin hala butunu okumadan cevap yaziyorsunuz.

Ben ECE-R125'in hicbir engele izin vermedigini soyluyorum, direkt olarak doldurulamayan ECE-R28 cunku yuksek guclu ses sistemi, siren sesini duymaniza engel oluyor. Bunu direkt olarak asmak istendiginde dusuk guclu ses sistemi konur ya da ses sistemi hic konmaz ve konu kapanir. Ama illa yuksek guclu ses sistemi konulmasi isteniyorsa, o zaman ek maliyet ile siren algilama sensoru/sistemi konuyor ve siren algilandiginda ses sisteminin sesi azaltiliyor ve de surucunun sireni duyabilmesi saglaniyor. Yani baska bir ek sistem yardimiyla homologasyon sarti saglanmis oluyor. Ortada gri bir alan felan yok. O homologasyon sartlari her turlu saglanmak zorunda.
Anladiniz mi acaba simdi? ECE-R125 icin boyle bir durum yok.
ECE-R125, surucunun direkt gozunden bakisi tanimladigi icin ECE-R28'deki cesitli ek sistem ve sensorler ile cozum olusturulamaz.
ECE-R28 icin ise isterseniz arabayi komple izole edin, icine de binlerce watt ses sistemi doseyin. Kisaca arabanin icini disaridan komple ayirin. Homologasyonun istedigi (yanlis hatirlamiyorsam) 7 metre mesafede bulunan 81dB sesin duyulabilmesi. Bunu duymasini sagladigimiz surece nasil yaptigimizin bir onemi yok homologasyon acisindan. Ama ek sensor, sistem entegrasyonu ve montajdan dolayi maliyette artis soz konusu.
Burada muhendislikten verilen bir taviz durumu yok. Homologasyonlar acik ve net olarak tanimlanmis durumda. Muhendis olarak bizler bu kurallara uygun olarak tasarimlarimizi yapiyoruz. Ne muhendislik acisindan ne de homologasyon acisindan verdigimiz herhangi bir taviz yok, olamaz da zaten. Yeri gelir ek sistem koyariz ve maliyetten taviz veririz, yeri gelir aracin tasarimindan taviz veririz ama homologasyon ve muhendislikten taviz veremeyiz. Homologasyondan verirsek, o arac satisa sunulamaz bile, muhendislikten verirsek de arac yolda kalir ve servis maliyetlerinden dolayi karli bir urun olmaz.

Homologasyon testlerinde kullanilan olculer yine soyluyorum istatistiki olarak belirlenmis sayilar. Farkli millet ve irktan binlerce insanlardan alinmis olculerin dagilimi hesaplanarak belirlenmis rakamlar.

Mantigini tekrar ve tekrar soyledim yine soyluyorum: Surucu homologasyonda tanimli olan gorus alaninin tamamini direkt olarak gormesi gerekir. Aksi takdirde aracta kor nokta olusur ve bu da cevredeki yayalar ve diger araclar icin tehlike arz eder. Bundan dolayi da arac riskli duruma girer. Riskli olan araclarin trafikten men edilmesi ve de cezai islem uygulanmasi da cok dogru bir karardir cunku sizin yaptiginiz modifikasyon, aracinizda kor nokta olusturup cevreye risk olusturuyorsa sizin boyle bir hakkiniz olamaz. Arac fabrikadan ciktiginda tum bu testler yapilip gectigi takdirde satilirken (bu durumda araciniz cevreye bir risk olusturmuyor oluyor), siz aracinizda degisiklik yaptiginizda, araciniz cevreye risk olusturuyorsa (bunun olmadigini kanitlayamiyorsunuz cunku yapilmis en ufak bir test bile yok ortada) burada bir problem var demektir. Yani olay sadece sizin konforunuz ve guvenliginiz degil ve siz bunu kabul etmek istemiyorsunuz.


Boyle bir durum yok iste. Oldugunu nereden cikartiyorsunuz? Bahsettiginiz sey eger yuksek sesli muzik sistemiyse iki farkli kanuna tabi 4 farkli durum soz konusu:
1. Aracin trafik tescili (tip onayi) (Karayolları Trafik Kanunu Madde 72'ye tabi)
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilayan arac: ECE-R28 sartlarini karsiladigi icin sikin yok.
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilamayan arac: Arac tip onayi alamadigi icin trafik tescili olmaz ve bu arac satilamaz.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmis arac: ECE-R28 sartlarini karsiladigi icin sikin yok.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmemis arac: ECE-R28 sartlarini karsilayip karsilamadigi bilinmedigi icin riskli arac. Arac tescili dustugu icin trafikten men ve cezai isleme tabii.
2. Yuksek sesle muzik dinlemek suretuyle cevreyi rahatsiz etmek (Kabahatler Kanunu Madde 36'ya tabi)
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilayan arac: Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
  • Fabrika cikisi ECE-R28 sartlarini karsilamayan arac: Arac piyasaya surulemedigi icin zaten surucu ile fabrika bahcesinin disina cikamaz. Fabrika bahcesinin icinde de olsa başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmis arac: Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
  • Sonradan ses sistemi takilmis ve ruhsata islenmemis arac: Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmaktan cezai isleme tabi.
Burada ayni mantiga nasil bir farkli uygulama var soyler misiniz?

Burada olay, tamamiyle aracta yapilan modifikasyon bir risk olusturuyor mu olusturmuyor mu?
Surucunun 40'lik yolda 200'le gidip risk olusturmasi aracin riskli oldugu anlamina gelmez. Surucunun, başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olmasi aracin riskli oldugu anlamina gelmez. Butun bunlar surucunun sorumlulugundadir.
Aracta fabrikadan cikisinda tum testlerden gectigi icin satilabilir bir urun olmus. Yani risksiz bir arac oldugunu kanitlamis.
Aracta modifikasyon yapilmis ve ruhata islenmis, yani modifikasyon sonrasi yine teste tabi tutulup testlerden gecmis ise aracin yine risksiz oldugu kanitlanmis.
Aracta modifikasyon yapilmis ama ne yapildigi, nasil yapildigi, riskli olup olmadigi test edilmemis. Bu durumda arac risklidir. Bilinmezlik varsa her zaman risk vardir. Riskli aracinda trafige cikartilmasi surucunun sorumlulugunda oldugundan cezai islem uygulanmasi da son derece normaldir.
Sizinle anlaşabilmemiz mümkün görünmüyor çünkü ben sonuç ile ilgileniyorum siz ise mevzuat ve sertifikasyon dışına çıkamıyorsunuz.

Homologasyon benim için %100 sonuç garantisi anlamına gelmiyor. Sertifikasyonun amacı kusursuzluğu kanıtlamak değil, belirli bir standardı tanımlamak ve denetlenebilir hale getirmektir.

Gidip de resimdeki gibi ön camın tam ortasına vantuzla ekran bağlamadığınız sürece ne görüşünüze anlamlı bir engel olur ne de tek başına kazaya sebebiyet verir. Aklı başında olan hiç kimsenin de böyle bir uygulama yapacağını düşünmüyorum.
displaycd07929bcf8a816a.jpg


Siz diyorsunuz ki:
Mantigini tekrar ve tekrar soyledim yine soyluyorum: Surucu homologasyonda tanimli olan gorus alaninin tamamini direkt olarak gormesi gerekir. Aksi takdirde aracta kor nokta olusur ve bu da cevredeki yayalar ve diger araclar icin tehlike arz eder. Bundan dolayi da arac riskli duruma girer. Riskli olan araclarin trafikten men edilmesi ve de cezai islem uygulanmasi da cok dogru bir karardir cunku sizin yaptiginiz modifikasyon, aracinizda kor nokta olusturup cevreye risk olusturuyorsa sizin boyle bir hakkiniz olamaz.
Peki o zaman videodaki Toyota Corolla ve Dacia modellerini nasıl açıklıyoruz?
Ekran-Resmi-2026-06-13-15.42.3064ba7912be154679.png

Toyota Corolla
Dacia Logan

Bu araçlar homologasyondan geçmiş durumda. Ancak ekrana baktığımda sürücünün önünde fiziksel bir hacim oluşturduğunu çıplak gözle görebiliyorum. Dolayısıyla ben "tip onayı aldı" ifadesi ile "görüşü fiziksel olarak hiç etkilemiyor" ifadesini eş anlamlı kabul etmiyorum.

Benim anlatmaya çalıştığım nokta bu kadar basit. Bir tarafta "görüş alanında hiçbir engel olamaz" deniyor, diğer tarafta ise görüş hattında fiziksel hacim oluşturan ekranlarla satılan bir dünya araç var. Ben bu çelişkiye dikkat çekiyorum.

Tekrar ediyorum; piyasada bu şekilde görüş alanına giren fabrika çıkışı araçlar varken, bunlara normal muamelesi yapıp benzer konumdaki bir aftermarket ekranı yalnızca orijinal olmadığı için otomatik olarak riskli kabul etmek bana tutarlı gelmiyor.

Aynı mantığı başka yerlere uygulayalım:
Aracımıza orijinal ölçülerde kaliteli bir kış lastiği taktık diye, Bosch marka silecek kullandık diye veya patlayan halojen ampulü Osram marka eşdeğer bir ürünle değiştirdik diye de proje çizdirip onay mı almamız gerekiyor?

Orijinal kapı hoparlörü bozulduysa ve artık piyasada bulunmuyorsa ne olacak? Eşdeğer özellikte aftermarket bir hoparlör taktığımız anda araç "test edilmemiş, dolayısıyla riskli" kategorisine mi girecek?
Diyorsunuz ki: "Sonradan ses sistemi takılmış ve ruhsata işlenmemiş araç risklidir."

Ardından da: "Bunu tadilat projesiyle ruhsata işletebilirsiniz."

Ancak benim ulaşabildiğim bilgiler bunun günlük kullanılan araçlarda pratikte uygulanabilir olmadığını gösteriyor. Hatta bazı kaynaklarda bu tür projelerin yalnızca demo veya fuar araçları için kullanılabildiği belirtiliyor.

Yani teoride bir çözüm tarif ediliyor ancak pratikte sürücünün kullanabileceği gerçekçi bir mekanizma görünmüyor.

Yani sistem, eski araç sahibine teoride "Git test ettir, ruhsatına işlet" derken, pratikte bunu yapabileceği bir bürokratik mekanizma sunmuyor. Veya bu mekanizmayı sunuyorsa bile aracını bu şekilde kullanma olanağı tanımıyor.

Sonuç olarak; Siz konuya tamamen mevzuat açısından yaklaşıyorsunuz, ben ise tamamen gerçek kullanımdaki sonuçlarına.
 
Sizinle anlaşabilmemiz mümkün görünmüyor çünkü ben sonuç ile ilgileniyorum siz ise mevzuat ve sertifikasyon dışına çıkamıyorsunuz.

Homologasyon benim için %100 sonuç garantisi anlamına gelmiyor. Sertifikasyonun amacı kusursuzluğu kanıtlamak değil, belirli bir standardı tanımlamak ve denetlenebilir hale getirmektir.
Anlaşmamızın mümkün olmadığı aslında çok öncesinden beri ortada. Ben diyorum ki "bu standartlar, homologasyonlar bilimsel veriler ışığında hazırlanmış dokümanlardır", siz diyorsunuz ki "bence böyle değil, bu bir şeyi kanıtlamaz." Peki o zaman size sormak isterim: "Sizin fikirlerinizin doğruluğunun dayandığı temeller nelerdir?" Bakın, ben size söyleyeyim, bu standartlar cuma üniversiteyi kapatıp pazartesi açmaya benzer şekilde yapılmıyor; o standartların üstünde onlarca kişinin en az 2 yıl süren çalışmaları var.

Bu araçlar homologasyondan geçmiş durumda. Ancak ekrana baktığımda sürücünün önünde fiziksel bir hacim oluşturduğunu çıplak gözle görebiliyorum. Dolayısıyla ben "tip onayı aldı" ifadesi ile "görüşü fiziksel olarak hiç etkilemiyor" ifadesini eş anlamlı kabul etmiyorum.
Eğer az biraz bakış açısına bakarsanız, ilk videonuzdaki (Toyota Corolla) adam kamerayı neredeyse göğüs seviyesinden bile aşağıda tutuyor. Direksiyonun göbeği ile aynı seviyede. Haklı çıkmak istiyorsanız, isterseniz gidip kamerayı ayak bileğinize bağlayın ve önümüzü göremediğinizi söyleyin. İkinci videonuzdaki kameranın konumu da benzer şekilde. Arkadaşın çekimlerinde araç üstündeki yansımalara bakarsak ve de genelde aynı ekipmanla çekim yaptığını varsayarsak, kamera pozisyonu köprücük kemiği seviyelerinde kalıyor. Ama siz her önüne gelenin kamerayı eline alıp çektiği videoları bilimsel bir gerçeklik olarak kabul ediyorsanız, siz bildiğiniz bu yolda buyurun devam edin.

Benim anlatmaya çalıştığım nokta bu kadar basit. Bir tarafta "görüş alanında hiçbir engel olamaz" deniyor, diğer tarafta ise görüş hattında fiziksel hacim oluşturan ekranlarla satılan bir dünya araç var. Ben bu çelişkiye dikkat çekiyorum.
Sizin anlatmaya çalıştığınız nokta sadece ve sadece kendinizi aklama çalışmasından öte bir şey değil. Biz mühendisler gördüğümüze değil ölçütüğümüze inanırız. Herkes farklı görür ama herkes aynı şeyi ölçer. Bahsettiğiniz araçların ölçüm raporlarını iletebilir misiniz acaba? Bakalım gerçekten sürücünün görüş alanına giriyor mu yoksa yine her sözünüzde olduğu gibi sizce mi? Öyle bence, Ahmetce, Hans'ın bakış açısına göre değil de diyebiliyorsanız, soyut şeyler değil de fiziksel olan, yani gerçek olan, elle tutulur şeyleri tartışalım.

Aynı mantığı başka yerlere uygulayalım:
Aracımıza orijinal ölçülerde kaliteli bir kış lastiği taktık diye, Bosch marka silecek kullandık diye veya patlayan halojen ampulü Osram marka eşdeğer bir ürünle değiştirdik diye de proje çizdirip onay mı almamız gerekiyor?
Bakın ne güzel söylüyorsunuz işinize gelince orijinal ölçülerde lastik takmaktan bahsediyorsunuz. Biraz ilerleme var en azından. Araç lastiği tanımlanmasında 3 temel öğe bulunur.
1. ETRTO: Ölçüsel standartları belirler.
2. E işareti (ECE R30 ve R117): Boyut, fren masefesi, taşıyabileceği yük ve hızı tanımlar
3. Performans: Yuvarlanma gürültüsü, yakıt verimliliği, kullanım koşulu (kar, çamur, asfalt), ıslak zemin frenleme mesafesi vb.

Aracınıza uygun lastiği taktığınızda zaten aracın herhangi bir yerini modifiye etmiyorsunuz. Araçtaki parçayı eşleniği ile değiştiriyorsunuz. Ama gidip de E işaretli değil de, yine sizce daha güvenli olan, hiçbir sertifikası olmayan merdiven altı bir üreticiden lastiği takarsanız ki siz takarsınız, buna hiç şüphem yok, o zaman da cezayı yersiniz.
Hâlâ anlamak istemiyorsunuz; olayın markalarla bir işi yok. Taktığınız parçayı kimin ürettiğiyle ilgilenen yok, çünkü önemi yok. Sileceğiniz için önemli olan tek nokta, aracın ön camını temizleyebiliyor mu, temizleyemiyor mu? Sileceklerin uzunlukları sürücü görüş alanı göz önüne alınarak belirlenir. Yanlış bilmiyorsam, Peugeot 207 için fabrika çıkışı sürücü tarafı 650 mm, yolcu tarafı 425 mm olması lazım. Bu ölçüleri değiştirmediğiniz (sürücü görüş alanı korunmuş oluyor) sürece, sileceğinizi ister Bosch'tan ister NASA'dan alın. Önemli olan ön cam temizleme sisteminizin (sizin araçınız için silecekleriniz) çalışır durumda olması (silecek suyunu püskürten yapıda bu sistemin dahilindedir) ve de görevini yerine getirebiliyor olması (silcek lastiklerinizin yıpranmamış olması) aracın sürüş güvenliğine hiçbir etkisi olmaz. Ama gidip de silecek mekanizmasını söküp yerine farklı bir sistem takarsanız (mesela ön cama üstten yüksek basınçlı hava üflemek suretiyle bir hava duvarı yaratıp, camın kirlenmesini önlerseniz) o zaman tip onayını ihlal etmiş olursunuz. Silecek sisteminin yerine koyduğunuz yeni sistemin ön camı temizleyebildiğini kanıtlamakla yükümlüsünüz. Gelelim far konusuna. Silecek için ne dediysem aynısını diyorum. Aracınızın farında kullanılan lambanın üreticisinin kim olduğu kimsenin umrunda değil. İster gidin OSRAM'dan alın, ister gidin Hella'dan alın, takın. Bu firmalar zaten o lamba tipinde hangi standartlara uymaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Yani siz farkında bile olmasanız da sertifikalı bir ürün veriyorlar. Söktüğünüzle taktığınızın arasında fark olmayacaktır. Ama halojen lambayı söküp yerine Xenon koyarsanız orda hele bir durun. İşte bu tip onayını bozar, çünkü sürüş güvenliğini tehlikeye atar. Emin olun ki sizin de daha önce şikâyet ettiğiniz, bunu yapan sivri zekâlılara sorun niye bunu yaptıklarını: "Xenon'un daha iyi gösterdiğini ve sürüş güvenliğini tehlikeye atmadıklarını, aksine önlerini daha iyi gördükleri için çok daha güvenli olduğunu" saatlerce size yorulmadan anlatırlar.
Kapı hoparlörü için de aynı şeyleri yazmıyorum. Lastik ve silecek ile aynı durum. Eşdeğer parça kullandığınız sürece zaten sıkıntı yok çünkü bu bir modifikasyon değil. Genel olarak araç teypleri kanal başına 15-25 Watt arası güç verir ve 4 Ohm'durlar. Ölçülerini de aynı yere monte edebilmek için aynı tutacağınız için zaten bir sıkıntı çıkamaz. Bildiğim kadarıyla da hoparlörün otomotivde kendine ait bir standardı bulunmuyor zaten.
Modifikasyon, bir parçaya orijinalinde olmayan bir özellik eklenmesi veya olan özelliklerinden bir veya daha fazlasının çıkarılması demektir. Eşdeğer ve aynı parça takmak, modifikasyon değildir.

Diyorsunuz ki: "Sonradan ses sistemi takılmış ve ruhsata işlenmemiş araç risklidir."

Ardından da: "Bunu tadilat projesiyle ruhsata işletebilirsiniz."

Ancak benim ulaşabildiğim bilgiler bunun günlük kullanılan araçlarda pratikte uygulanabilir olmadığını gösteriyor. Hatta bazı kaynaklarda bu tür projelerin yalnızca demo veya fuar araçları için kullanılabildiği belirtiliyor.

Yani teoride bir çözüm tarif ediliyor ancak pratikte sürücünün kullanabileceği gerçekçi bir mekanizma görünmüyor.

Yani sistem, eski araç sahibine teoride "Git test ettir, ruhsatına işlet" derken, pratikte bunu yapabileceği bir bürokratik mekanizma sunmuyor. Veya bu mekanizmayı sunuyorsa bile aracını bu şekilde kullanma olanağı tanımıyor.
Evet, aynen bunu diyorum. O ses sistemini aracın ruhsatına işletebilmeniz için neler yapmanız gerekiyor, onu da bir araştırsaydınız keşke ama yine anlatayım size. Ses sistemi özelinde değil, araç performansını değiştiren (bu sürüş güvenliği olur, motor performansı olur, aydınlatma performansı olur fark etmez) her modifikasyonun ruhsata işletilme yöntemi aynıdır.
  1. Araca uygulanacak değişiklikteki sistemin sertifikasyonları: Parça veya sistemin üreticisi bu sertifikayı sağlıyor olabilir de olmayabilir de. Sağlıyorsa ne ala, sağlamıyorsa bu sertifikasyonları yapmak sizin sorumluluğunuzda.
  2. İlgili sistemin veya parçanın araca takılabilmesi için gerekli olan tüm işlerin tadilat projesi: Mesela, elektrik tesisatında nasıl değişiklikler yapılacak, araç şasisinde ne gibi değişiklikler yapılacak. Araçların İmal, Tadil ve Montajı (AİTM) Mühendisi Yetki Belgesi'ne sahip bir mühendis tarafından yapılacak tüm bu değişikliklerin projelendirilmesi gerekiyor
  3. Çizilen bu projenin TSE tarafından kontrolü ve onayı
  4. İlgili sistem veya parçanın, yetkili servis tarafından (aracın ya da takılacak sistemin) araca montajı
  5. TÜVTÜRK istasyonunda yapılan değişikliklerin onaylı projeye uygun yapılıp yapılmadığının fiziki kontrolü
  6. Noter ve Emniyette yapılan değişikliğin aracın ruhsatına işlenmesi.
Aracınıza sonradan yapılacak tüm modifikasyonlar bu sürece tâbi. Eksiği de yok, fazlası da yok. Yani dediğinizin aksine, bürokratik süreçler ve sorumlu kurumların hepsi gayet açık bir şekilde tanımlanmış durumda. Peki bu süreçler çalışıyor mu? Evet, çalışıyor. Araca sonradan takılan otogaz sistemleri, çeki kancaları, motor değişiklikleri hep bu şekilde ruhsata işleniyor zaten.
Sizin ulaşabildiğiniz kaynakları bilemediğimden, güvenilirliklerini bilemiyorum. Ancak kaynaklarınızın doğruluğu konusunda sıkıntı var. Tüm bu işlemler trafiğe çıkacak ve trafikteki araçlar için geçerlidir. Yani modifiye edilmiş araç, fuar veya sergi alanına çekici üstünde gelecekse, tüm bu sertifikasyon süreçlerinden muaftır. Kendi başına, yani trafikte gelecekse de, ya yukarıda bahsettiğim gibi ruhsata işlenecek, ya da geçici plaka ile trafiğe çıkabiliyor. Bu plaka en fazla 30 gün geçerli oluyor ve başvuru dilekçesinde gidilecek güzergâhta belirtiliyor. Dilekçede belirtilen güzergâh dışında yakalandığında cezai işlem uygulanır.

Sonuç olarak; Siz konuya tamamen mevzuat açısından yaklaşıyorsunuz, ben ise tamamen gerçek kullanımdaki sonuçlarına.
Bu mevzuatlar olmasa, yolda araba kullanmak için akıl sağlığınızın yerinde olmaması gerekir. O mevzuatlar aynı zamanda parası bol olan bir delinin arabasındaki motoru söküp yerine jet motoru takmasını ve de sizi egzozu ile kömür yapmasını engellediği gibi, bir pickupa 2.5 metre çapında tekerlek takıp iki şerit genişliğinde araçla trafiğe çıkmasını da engelliyor.
 
Konu nerelere gelmiş, sakin olalım.
 
Anlaşmamızın mümkün olmadığı aslında çok öncesinden beri ortada. Ben diyorum ki "bu standartlar, homologasyonlar bilimsel veriler ışığında hazırlanmış dokümanlardır", siz diyorsunuz ki "bence böyle değil, bu bir şeyi kanıtlamaz." Peki o zaman size sormak isterim: "Sizin fikirlerinizin doğruluğunun dayandığı temeller nelerdir?"
Dayandığı temel kendi gözlemlerim ve paylaştığım somut örneklerdir.

Toyota ve Dacia örneklerini sadece internetten fotoğraf görerek vermedim; bu araçları gerçek hayatta da gördüm. Önümde fiziksel olarak duran bir ekranın görüşü belirli ölçüde etkilediğini görmek için homologasyon mühendisi olmaya gerek olduğunu düşünmüyorum.

Asus Centurion konusunda da benzer bir tartışma yaşamıştık. Dolby Digital Plus lisansı ve yerleşik Dolby çözücüsü bulunmayan bir cihaz için uzun süre Dolby desteği olduğunu savunmuştunuz. Sonrasında Asus Türkiye'den aldığım cevap ve teknik dokümanlar cihazın Dolby Digital Plus bitstream'ini native olarak çözemediğini gösterdi.
Asus_Centurion_Dolby899685ef7346a9f7.jpg


Bu nedenle yalnızca bir kişinin ünvanına veya mesleğine dayanarak bir görüşü otomatik olarak doğru kabul etmiyorum.

Siz sürekli benim "ECE-R125 ihlal ediliyor" dediğimi varsayarak cevap veriyorsunuz. Oysa ben başından beri farklı bir şey söylüyorum. Ben fiziksel olarak görüşü etkileyen fabrika çıkışlı ekranlar ile sonradan takılan ekranlar arasında yaklaşım farkı görüyorum. Siz ise her seferinde konuyu tekrar homologasyon testlerine getiriyorsunuz.

Aslında farkında olmadan benim anlatmaya çalıştığım noktaya yaklaşmış oldunuz. Tartışmanın başlarında test edilmemiş modifikasyonların doğrudan riskli kabul edilmesi gerektiğini savunuyordunuz.

Şimdi ise Bosch silecek, Osram ampul, eşdeğer hoparlör ve aynı ölçüde lastik gibi ürünlerin ayrıca araca özel homologasyon testine tabi tutulmadan kullanılabileceğini söylüyorsunuz.

Demek ki mesele "test edilmemiş her şey risklidir" kadar basit değilmiş. Siz de artık değişikliğin niteliğine, kapsamına ve gerçek etkisine göre değerlendirme yapıyorsunuz. Benim başından beri anlatmaya çalıştığım şey de tam olarak buydu.

Bakın, ben size söyleyeyim, bu standartlar cuma üniversiteyi kapatıp pazartesi açmaya benzer şekilde yapılmıyor; o standartların üstünde onlarca kişinin en az 2 yıl süren çalışmaları var.
Yeri geliyor Toyota milyonlarca aracını geri çağırıyor ve fren sisteminde kritik bir sorun tespit edildiğini açıklıyor. O araçlar da tüm homologasyonlardan geçmiş, tüm sertifikaları almış ve satışa sunulmuş araçlar. Demek ki bir ürünün testlerden geçmiş olması onun kusursuz veya hatasız olduğunu garanti etmiyor.

Eğer az biraz bakış açısına bakarsanız, ilk videonuzdaki (Toyota Corolla) adam kamerayı neredeyse göğüs seviyesinden bile aşağıda tutuyor. Direksiyonun göbeği ile aynı seviyede. Haklı çıkmak istiyorsanız, isterseniz gidip kamerayı ayak bileğinize bağlayın ve önümüzü göremediğinizi söyleyin
Bahsettiğiniz araçların ölçüm raporlarını iletebilir misiniz acaba?
Ölçüm raporu sunmak benim görevim değil. Yukarıda dile getirdiğim üzere, ben bu araçları gerçek hayatta da gördüğüm için ayrıca bir ölçüm raporuna ihtiyaç duymuyorum.

Ama gidip de E işaretli değil de, yine sizce daha güvenli olan, hiçbir sertifikası olmayan merdiven altı bir üreticiden lastiği takarsanız ki siz takarsınız, buna hiç şüphem yok, o zaman da cezayı yersiniz.
Lütfen üsluba dikkat edelim, olayı kişiselleştiriyorsunuz, ayıp oluyor. Siz takarsınız, buna hiç şüphem yok ne demek ? Beni ne kadar tanıyorsunuz ? Hiç yakışmıyor bu seviye size.

Genel olarak araç teypleri kanal başına 15-25 Watt arası güç verir ve 4 Ohm'durlar. Ölçülerini de aynı yere monte edebilmek için aynı tutacağınız için zaten bir sıkıntı çıkamaz
Arka kapı hoparlörlerim 4 ohm fakat ben 3 ohm taktım ? JBL Stage 3 527F. Ne oldu şimdi ?
- Trafik güvenliği mi tehlikeye girdi?
- Görüş kaybı mı oluştu?
- Fren performansı mı etkilendi?
- Direksiyon hakimiyeti mi bozuldu?

Yoksa sadece teknik olarak fabrika çıkışı konfigürasyondan farklı bir parça mı kullanılmış oldu?

Bu mevzuatlar olmasa, yolda araba kullanmak için akıl sağlığınızın yerinde olmaması gerekir. O mevzuatlar aynı zamanda parası bol olan bir delinin arabasındaki motoru söküp yerine jet motoru takmasını ve de sizi egzozu ile kömür yapmasını engellediği gibi, bir pickupa 2.5 metre çapında tekerlek takıp iki şerit genişliğinde araçla trafiğe çıkmasını da engelliyor.
Az abartmışsınız ben sizden daha fazla abartı beklerdim.

Mesela aracımın fabrika çıkışı hız göstergesi 210 km/saat olduğu için de ceza yer miyim ? Hani amfi ve subwoofer bulundurmak dahi ceza sebebiymiş ya ? Önceki mesajlarınızda bu şekilde ifade etmiştiniz.

Sahi amfi ve subwoofer taktırmanın tek amacı yüksek sesle müzik dinleyip çevreyi rahatsız etmek değil mi ?

Ses kalitesini yükseltmek, eksik olan alt frekans eksiğini gidermek, hoparlörleri tam kapasitede çalıştırmak, süremeyecekleri frekans aralıklarını engelleyip hem distorsiyonu önlemek hem de hoparlörlerin zarar görmesini engellemek gibi bir amaç yok mudur ?
 
Son düzenleme:
Asus Centurion konusunda da okudugunu anlamayan kisinin siz oldugunuzu bilseydim gercekten bu kadar anlatmakla ugrasmazdim.
Ama bakin cok guzel bir ornegi de buraya getirmissiniz tabiri caizse ortayi iyi kesmissiniz, o zaman bana da vurmak duser;
Siz ki yazilan ve resmi kurumlarca ve bagimsiz denetcilerle onaylanmis seylere inanmayan, sorgulayan ve de hatta onlarin yanlis oldugunu iddaa eden bir kisi olarak ASUS'un cagri merkezinden gelen bir yaziyi dogru kabul edilmesi gerektigini soyluyorsunuz. Ayni duruma farkli yaklasim dediginiz sey tam da budur.

Neyse gelelim bu konuya.


Orjinal ekranlarin da sizin super duper sonradan takma ekraniniz kadar surucunun gorus alanini kapattigini iddaa eden sizsiniz, ben degilim. Ben de diyorum ki "Orijinal ekranlar surucunun gorus alanini kapatmiyor. Bu kapatmadigi bilgisi, sivrizekali Hans'in mabadindan attigi bir bilgi degil, oyle olsa bile Hans'tan sonra bagimsiz kurumlarca test edilip yapilan olcumlerde kapatmadigi ispatlanmis ve belgelenmis ekipmanlar. Araca sonradan takilan ekranlarin ise Hans'in mabadina dayanan bir bilgisi bile dahi yok. Bundan dolayi da risklidir." Simdi tekrar basa donun ve 5 kere okuyup anladiginizdan (umarim) emin olduktan sonra gerisini okuyun.


SImdi TDK'nin sitresine gidin ve modifikasyon ne demek esdeger ne demek bir okuyun. Tekrar ve tekrar yaziyorum; araca esdeger parca takmak modifikasyon yapmak degildir, modifikasyon bir paraca veya sisteme orjinalinde olmayan fonksiyon eklemek veya cikartmaktir. Burada tartistigimiz urun araba oldugu icin aracinizin on far aydinlatma sistemi zaten H7 lamba ile test edilmis ve onaylanmis. H7 denilen lamba (far takimi degil) kendi standaratlarina sahip. Philips de uretse, Hella da uretse, OSRAM da uretse o lambayi H7 olarak etiketledigi anda sadece oturdugu duyu tanimlamaz, kac W elektrik harcadigi (guc tuketimi), kac lumen isik verdigi ve de hatta icindeki filamentin boyu dahi ilgili standart olan ECE-R37'de tanimlanmistir. Yani neymis; "biz bir lamba yaptik, bizce bu H7" demiyorlarmis, bagimsiz bir kurumda test yaptirip sertifikalandiriyorlarmis. Yani neymis; tedarikci farkli olsa bile aractan soktugun lambanin, tekerin ayni ozellikleri tasidigi bagimsiz kurumlarca sertifikalandirilmis baska bir parca ile degistiriyormussun.
Araclarda kimi zaman alt parcalar ve sistem ayri sertifikalandirilir, kimi zamanda sadece sistem sertifikalandirilir.
Silecek de sadece sistem sertifikasi yapiliyor. Mekanizmanin sekli, kollarin sayisi felan hepsi sistem olarak calisiyor. Siz bu sistemi komple sokup yerine baska bir sistem takamazsiniz. Takarsaniz sertifikalandirmak zorundasiniz. Silecek boylarini "bence ayni alani goruyorum" diyerek kisaltamazsiniz. Kisalttiginiz takdirde sistem daha az bir alani temizleyecegi icin silecek sisteminin fonksiyonunda modifikasyon yapmis olursunuz, yani degisiklik yapmis olursunuz.
Sizin anlamamak icin direndiginiz konu da tam olarak bu.


Toyota'nin fren problemi kalite probleminden dolayimi homologasyon probleminden dolayimi bilmiyorum ama bu konuda eger guzel bir ornek vermek istiyorsaniz Volkswagen'in emisyon skandali bu konuda cok iyi bir ornektir. Aracin test edildigini anlayip emisyon degerinin dusuk cikmasini sagladir, bagimsiz kurumlarca bu fark edildi, kanuni olarak araclari geri cagirarak zorunlu yazilim guncellemesi yapmak zorunda kaldilar. Yazilim guncellemesi sonucunda aracin performans degerlerinde bir degisiklik olmadigini acikladilar ama yine bagimsiz test kuruluslarinin raporlari sonucunda performans kaybi ve baska problemler cikartigi ortaya kondu. Yaptiklari usulsuzluk yuzunden mahkemede para cezasina carptirildilar buna ek olarak da ayrica arac sahiplerine satin aldiklari degerden geri alim sansi verildi, tazminat odemeleri yapildi. Ama tum bunlarin ustune de yazilim guncellemesi yaptirmadan arac kullananlara da aracin trafikten men edilecegi bildirildi. Kalite probleminde araci geri cagirip parcayi degitirebilirken homologasyon probleminin yaptiriminin nelere yol actiginin en guzel ornegidir bu skandal.


Bulundunuz bir iddaayi kanitlamak sizin goreviniz. Sizin "Ben boyle gordum. Ben boyle duyum aldim. Bana boyle dediler. Ben yaparim ve kanitlamak zorunda degilim" mantiginizla is yapanlar var tabii ki de ama sonuclari ortada. Kafa ayni sizin kafa.


Ohm Kanunu'nu (I=V/R) burada size anlatmakla ugrasmayacagim ama artik ses sisteminize bagli olan kablolardan %33,3 daha fazla akim geciyor demek. Aracinizin kablolarinin guvenli ne kadar yuk tasiyabilecegini bilemem. Bu da artik aracinizda potansiyel bir yangin riski oldugunu gosterir ve bu potansiyel riski siz olusturdugunuza gore, olusturmadigini kanitlamak da size duser. Ayrica artik hoparlorler artik daha fazla ses cikartacagindan ve de bu surus aninda siren ve kornalari duymanizi engelleyebilir ki bu da homologasyon problemidir. Bu durumda boyle bir risk olmadigini kanitlamak, bu degisikli yapan sizin sorumlulugunuzdadir. Ama daha once de dedigim gibi, siz boyle bir risk olusturmuyorsunuzdur zaten. Kaynak ..... siz.


Valla artik dort ya da besinci kez ayni seyleri yaziroum, Bilal oglan anladi ama sizde tik yok.
Aracinizin 210 km/saat degil 500 km/saat birsey degistirmez. 30 km/saat hiz limiti olan yerde 40 km/saat ile giderseniz cezayi yerseniz. Almanya'da limitsiz otobandaysaniz kimse bir sey demez ama. Ama Turkiye'de cikarsiniz Anadolu otobanina basarsiniz 210 km/saat cezayida elinize alirsiniz. "Parasi neyse veririm ama 210 km/saat basarim" diyebilirsiniz tabii ki de. Ceza yeme ozgurlugunuzu kimse elinizden alamaz. Ama siz gidip radar kaydina "ben oyle dusunmuyorum" diye itiraz edebilirsiniz tabii ki hobi olarak.


Bilal oglan'in oglu da anladi ama yok iste.
Hiz cezasinda oldugu gibi kimse sizin ceza yeme ogrorlugunuzu elinizden alamaz. "Cezasi neyse veririm" dersiniz ve aracin ses sistemi fabrika cikisi dahi olsa Kabahatlar Kanunu madde 36 uyarinaca guncel meblag 3000TL sanirim cezayi elinize tutustururlar. Bunun icin arabada olmaniza da gerek yok. Evdeki muzik sistemini de acsaniz, gece yarisi balyozla duvara da girisseniz, sadece bagirip cagirsaniz da bu ceza ayri bir ceza. Ama soz konusu ses kaynagi araba olunca bu cezaya ek olarak Trafik Kanunu madde 72 devreye giriyor. Orjinal ses sistemi olan arac beraberinde siren algilama sensoru de icerdiginden yani surus aninda cevresel farkindaligi korudugundan 3000 TL ile is bitiyor. Sonradan takilmis bir ses sistemi ise Kabahatlar Kanunu madde 36'ya ek olarak Trafik Kanunu madde 72 cunku aracta orjinal yuksek guclu ses sistemindeki gibi bir siren algilama sistemi bulunmuyor ise sanirim 21000 TL para cezasina ek olarak 30 gun trafikten men (bu sure zarfinda da ses sisteminin aractan sokulmesi gerekiyor) cezasi aliniyor. Sizin olmadigini iddaa ettiginiz ama benim kurum kurum, adim adim belirttigim sekilde ses sistemi arac ruhsatina islenmis ise yine sadece Kabahatlar Kanunu madde 36'ya tabi olunuyor.
Trafik Kanunu madde 72'nin pidari para cezasi Kabahatlar Kanunu madde 36'nin para cezasini da kapsiyor olabilir onu bilemiyorum.

Umarim artik anlamissinizdir.
Demek ki Asus Centurion konusunda Asus Türkiye'den alınan resmi cevap yeterli bir kaynak sayılmıyor. Sanırım yanlış kapıyı çalmışım; cihazı üreten firmanın kendisine değil, daha üst bir otoriteye, belki de Zeta Reticuli'lere başvurmam gerekirdi.

Tartışmanın başından beri teknik argümanlara teknik cevap vermeye çalıştım. Buna karşılık zaman içerisinde "Bilal oğlan anladı", "sivrizekalı Hans'ın mabadı", "kafa aynı sizin kafa", "merdiven altı lastik takarsınız, hiç şüphem yok" gibi ifadelerin kullanılmaya başlanması, tartışmanın hangi noktaya geldiğini zaten yeterince gösteriyor.

Ben neyi, hangi üslupla tartıştığımı forum ahalisinin görebildiğini düşünüyorum. Bu noktadan sonra kullanılan üslubun ve şahsıma yönelik ifadelerin değerlendirmesini forum üyelerine ve forum yönetimine bırakıyorum.

Konu benim adıma kapanmıştır. İyi forumlar.
 
Vay arkadaş konu nereden nereye geldi
Alan aldı, takan taktı, kullanan kullandı bize hayırlı olsun demek düşer.
 
Geri
Üst Alt